Anadolu'da Oz Tamgalı Çeşme

17 Kasım 2012 Cumartesi

Sivas Karlı köyünde bulunan ve 1200 lü yıllardan kaldığı söylenen bu çeşme üzerinde, neredeyse tüm kadim Türk bölgelerinde rastladığımız OZ Tamgasına rastlıyoruz. OZ Tamgasının en eski örneğini, yine kadim bri Türk bölgesi olan ve en az 15in senelik “Saymalıtaş” bölgesindeki kaya resimlerinde görüyoruz. Bu tamga neredeyse tüm dünyaya yayılmış, bir çok medeniyet tarafından kullanılan ve üzerine zamanla farklı farklı anlamlar yüklenmiş olan bir tamgadır. Tibet bölgesinde binlerce yıldır bu simgeye “Swastika” dendiği gibi, Nazi Almanya’sının da bu tamgayı yine Tibet’ten esinlenerek “Gamalı Haç” adıyla aldıklarını ve kendilerine simge yaptıklarını biliyoruz.
Bu tamga’nın genelde bulunduğu bölgeler kadim Türk bölgeleri ve yine Türklerin göç yolları üzeridir. Yine kültürel devamlılık sadece Türkler de görülmektedir. Örneğin bu tamgayı Tibet’ten, Roma’ya, Antik Yunan dan, Japonya’ya kadar bir çok kültür ve medeniyet bir süre simge ve süsleme olarak kullanmışsa da; bu tamga günümüze kadar sadece Türk bölgelerinde süreklilik göstermektedir. Bunun en güzel örneği yukarıdaki görseldeki çeşmedir. Hatta bu Tamga dan oluştuğu düşünülen “Z” tamgası ise halen Türk abecesinde benzer bir şekilde yer almaktadır.
Türk kilimlerinden, Türk süsleme sanatlarına, çanak ve çömlek üzerindeki boyamalardan, giysi motiflerine, duvar işlemelerinden, davul üzeri resimlere kadar vb. bir çok Türk ve Moğol eserinde OZ tamgasına rastlamak mümkündür. Hemde günümüzde dahi. İşte bu bir kültürel devamlılıktır. Unutmayalım ki, bu kültürel devamlılığı yine kadim Türk bölgelerinden Anadolu’ya ve hatta Avrupa’ya kadar uzanan “Koç başı, Koç mezar taşı ve balballar vb.” dahi görmekteyiz. Bunlar bizim bu Vatandaki tapularımızdır.


Aşağıda ise en az 15bin senelik Türk OZ tamgası Saymalıtaş da zamana meydan okumaktadır.



Kürşad BAYTOK

KAYNAK:  http://onturk.wordpress.com/2012/03/06/anadoluda-oz-tamgali-cesme/


...








Dukha Halkı / Kayıp Türkler

11 Kasım 2012 Pazar


Enver ALAS / İSTANBUL, (DHA)

Atlas Dergisi Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek ve fotoğrafçı Selcen Küçüküstel, Moğolistan'ın Kuzey sınırındaki Sayan Dağları yamaçlarında yaşayan ve Türkçe konuşan 'Dukha' adlı toplulukla 2 ay geçirdiler.


BELGESEL HAZIRLADILAR 

Yüksek ve Küçüküstel, dünyada benzeri olmayan özellikleriyle Türklerin en saf, en eski sırlarına sahip olduğu belirttikleri Dukhalar'ın çadırına konuk oldular. Dukhaları inceleyen Özcan Yüksek ve Selcen Küçüküstel, "Dukha Halkı Kayıp Türkler" adlı belgesel hazırladılar.


Belgeselin tanıtımı bugün İstanbul'da gerçekleşti. Dukhalar için dünyadaki insanlardan çok farklı yaşadıklarını söyleyen Özcan Yüksek, "Tarih öncesini yaşayan ve bizimle aynı dili konuşan bir toplumla karşı karşıyayız" dedi. Yüksek, "Bundan 10 bin yıl önce insanların yaşadığı şekilde yaşıyorlar. Herşeyi ortaklaşa paylaşıyorlar. Aralarında eşitlikçi ilişkiler var. Suç işlenmiyorlar. Kadın erkekten ya da erkek kadından üstün değil. Ren geyikleriyle birlikte onların vahşi göç yollarında onlarla birlikte dolaşıyorlar" şeklinde konuştu.


Yeditepe Üniversitesi Kültürel antropoloji Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi olan Selcen Küçüküstel de Dukhalarla çok çabuk anlaştığını bir hafta içinde günlük düzeyde konuşabilecek duruma geldiklerin söyledi. Küçüküstel, Dukhaların Türkçe kökenli bir dil konuştuklarını ve dillerinin kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.

DUKHALAR HAKKINDA 

Moğolistan'a Tuva'dan gelen, avlarını paylaşan, ormanlardan yemiş toplayan, doğayla uyumlu ortaklaşmacı bir toplum olan Dukhalar, Sayan Dağları'nda yaşayan ve nesli hızla tükenen Ren geyikleriyle birlikte göçebe olarak yaşıyor.


Ren geyiklerinin sütü ve peyniriyle, topladıkları yaban yemişleriyle beslenen bu topluluğun Türk dilini konuşması dikkat çekiyor. Şaman inançlarını sürdüren Dukhalar, doğa ile çok özel ilişkiler içindeler. Kirlenmesin diye nehirlerde ellerini biler yıkamıyorlar. Ren geyiklerinin sütü ve peyniriyle, topladıkları yaban yemişleriyle beslenen bu topluluğun Türk dilini konuşması dikkat çekiyor. Şaman inançlarını sürdüren Dukhalar, doğa ile çok özel ilişkiler içindeler. Kirlenmesin diye nehirlerde ellerini biler yıkamıyorlar.


Kaynak: http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=62088&rid=4369&p=7