At, Ad ve Ata

13 Aralık 2011 Salı
Doç. Dr. Haluk Berkmen 


Türklerin geleneğinde yönetici kişinin kutsal olduğu ve ölümünden sonra tekrar dirileceği inancı vardı. 


Hindu dinindeki yeniden doğuş (reenkarnasyon) inancı Ön-Türk kökenli bir alıntıdır. Asya Türkleri kurgan denen mezarlara ölen yöneticinin tabutu ile birlikte birçok at kurban ederlerdi. Atlar mezar odasının dışına yerleştirilirdi. Bu gelenegin kökeninde atların ölen kişiyi yer altından gökyüzüne taşıyacakları inancı vardı. 


Yaşarken at sahibi olan kişinin öldükten sonra da atlarını beraberinde götürmesinin nedeni, atlara verilmiş olan özel önem ve binici ile atın bölünmez bir bütün oluşturduğu görüşü idi. Çünkü at sahibi olmadan “ad” sahibi olunamazdı. Bir yönetici ne derece güçlü, ünlü ve saygın ise o derece fazla at sahibi olurdu.



Bazı kurganlarda 6 adet at iskeleti bulunduğu gibi, bazı önemli kişilerin kurganında bu sayının 25’e kadar çıktığı görülmüştür. Soldaki resmin üst sol kösesinde Tuva bölgesinde, kurgandan çıkan at kemikleri görülüyor. 


Mezarda 14 adet at iskeleti ve mezar odasında bir erkek ile bir kadın iskeleti bulunmuştur. Mezardan avuç avuç boncuk dışında tam 5700 adet altın parça ortaya çıkmıştır. (Kaynak: National Geographic, Mike Edwards, Haziran 2003, sayfa 44, Türkçe).



Dergideki yazı İskit altınlarından söz etmekte, Türklerden hiç söz etmemektedir. Oysaki o bölge bugün olduğu gibi, en eski dönemlerden beri Türk toplumlarının yaşam alanı olmuştur. İskit adı Türk kökenli SAKHA toplumunun diğer bir okunuş şeklidir. Batıya göç eden bu halk Scot (İskoç) veya Kelt adını almıstır. Her nedense hem yabancı hem de yerli uzmanlar bu konuda araştırma yapmak yerine, İskoçların Türk kültürü ile ilişkili bir halk olabileceğini baştan reddetmektedirler. Asya kıtasının en doğusundaki Sahalin yarım adasının adı da Sakha’lardan kalmadır.



Alttaki resimde bir Etrüsk mezar çatısına yerleştirilmiş olan iki adet kanatlı at görüyoruz. Uçmağa hazır durumda bu atların oraya konmalarındaki neden, mezardaki kişinin ruhunu gökyüzüne taşımalarıdır. 




Tarquinia bölgesinde (Tarkan ülkesinde) bulunmuş olan bu anıt mezar Etrüsk halkının Asya kökenli olduğunu gösteriyor. Sağdaki resim aynı atlarda bulunan önemli bir ayrıntıyı gün ısığına çıkarmaktadır. O da atların kuyruklarındaki düğümdür. Bu ayrıntı sadece Asya Türklerinde görülen bir gelenektir. Bir diğer ortak özellik, hem Türklerin hem de Etrüsklerin atları ile birlikte mezara gömülme geleneğidir. Türkçede artık kullanılmayan “uçmak” sözünün “cennet” anlamına geldiğini hatırlarsak, mezar çatısına yerleştirilen kanatlı atlardaki gizli anlam bir anda belirginleşir.



Tanrısal güçlere sahip olduguna inanmasına ragmen ölüm düsüncesi imparator Çin Si Huang’i korkutuyordu. Genç yasta büyük bir anıt mezarın yapımı için emir verdi. 39 yil boyunca 720,000 kişinin bu mezarın oluşumunda çalıstıgı söylenir.




Anıt mezarın yapısı bir şehir gibi olup iki dörtgen duvar ile çevrili idi. Dış duvarların uzunluğu 6,264 metre, iç duvarların uzunluğu ise 3,870 metre idi. Her iki duvarın köşelerinde kuleler bulunuyordu. Bugün bu duvarların sadece küçük bir bölümü ayakta kalabilmiştir. Hem iç bölümde hem de dış bölümde pek çok sayıda kurban edilmiş at iskeleti çıkarılmıştır. En büyük olan ve en fazla ilgi çeken bölüm pişmiş topraktan yapılmış askerlerin, atların ve arabaların bulunduğu bölümdür. Xian (Sian) şehrindeki bu anıt mezar 20,000 metrekare’lik bir alana yayılmıştır. Mezarın iç bölümünde 7,000 adet gerçek boyda kilden yapılmış insan ve at heykelleri bulunmuştur.





Çin kültürü başlarda Ön-Türk geleneklerinden büyük çapta etkilenmiştir. Bugün bile orta ve kuzey Çin’de bol miktarda (bazılarının içleri henüz açılmamış durumda) kurganlar bulunmaktadır. Açılmış olan kurganlarda mezar bölümüne doğru uzanan ve “kutsal yol” adı verilmiş olan bir yol bulunmuştur. Bu yolun iki yanında birçok heykel görülebilmektir. Bu geleneği başlatan M.Ö 115 yılında ölmüş olan Han sülalesinden Huo Qubing oldugu biliniyor. Resimde sol alt köşede görülen kanatlı at heykeli o döneme ait bir kral mezarına aittir.



Nihayet altın kabza süsüne bir göz atalım. Kazakistan’da Issık göl bölgesindeki bir kurganda bulunmuş Sakha beyine Altın Elbiseli adam adı verilmiştir. Karbon 14 ile yapılmış olan tarihleme sonunda Altın Elbiseli adamın M.Ö. 500-600 yılları arasında yaşamış olduğu sonucunu varılmıştır.



Üstteki resimde görülen Sakha beyinin kılıç kabzası üzerinde bulunmus olan altın at süsü önemli bir simgedir. Süsteki atın arka ayaklarının göğe doğru dönmüş olmaları ve başlığındaki kuşlar ile yabani keçiler, onun şaman bir yönetici olduğuna işaret ediyor. Başlığındaki kanatlı yabani keçi süsünü sağ görmekteyiz.

Kurgan odasında bulunmuş olan bir tolu kadehte kazılı olan yazıyı kadim Türkçe araştırıcısı Kazım Mirşan şöyle okumuştur:

“Ögün an onuyu öcü ok, ub-oz uç esitiz oz-ötü onuy oy ekiç ekil alız at”.

K. Mirşan bu ifadeyi su sekilde yorumlamaktadır:

“Asaletini (yüksekligini) andıgım (kişi) boynuzlaşmıs bir OK’tur. Uçarak yükselen onu (ruhunu) öteki dünyaya içeri alınız (kabul ediniz) Atalar”



Ögün “yükseklik, asalet” olmaktadır. Bugün dahi kullanmakta olduğumuz ‘öğünmek’ sözü “kendini yükseltmek, methetmek” anlamını tasır. UB-OZ ise ‘boynuz’ sözünün eski şeklidir. Ancak, “uçarak yükselmek” anlamını da taşır. UÇ-ESİTİZ “yönetici olan, uçta bulunan” demektir. OZ-ÖTÜ (yüksek ruhların ülkesi, öteki dünya) oluyor. EKİÇ-EKİL ise (EKlemek ve İÇeri alarak İLetmek) kavramlarını içeriyor. ALIZ bugün dahi kullandıgımız ‘alınız’ sözüdür. Sondaki AT sözü ‘Atalar’ demek olup, at ile ‘ata’ sözlerinin yakın ilişkisini içeriyor.






(Resim Düzenleme: K. Kurtdereli)


KAYNAK: http://www.halukberkmen.net/pdf/36.pdf















0 yorum:

Yorum Gönder