Museviliği Seçmiş İlk ve Tek Türk Kavmi: Karaylar

30 Ekim 2011 Pazar
Kırım halklarından olan Karaim Türkleri, Çarlık döneminde çok önemli bir tabakayı oluşturuyordu. Özellikle yetiştirip, imal ettikleri tütün ve mamulleri ile dünyaca tanındılar. Ancak 1917 devrimi ile mallarına el konulan Karaim Türkleri önemleri yitirmeye ve nüfus olarak azalmaya başladılar.




Karayların kökleri Altay ailesinin Türk gurubuna aittir. Etnik grup olarak şekillenmeleri Kırım da oldu. Karayların bir kolu uzantı olarak Hun Türkleri ve Hazar Türkleri kabileleri arasında yer aldılar. Kırım da Sarmato-Alanlar ve kısmen Gotlar arasında asimile oldular. Karay Türk boyları arasında; Kırklar, Uzunlar, Naymanlar, Kara lar, Sarı lar ve daha sonraları ise, diğer Türk etnoslarıyla müşterek kökleri bulunduklarına dair çalışmaların mevcudiyeti biliniyor.

Karadeniz havzasında kuzey ve kuzeydoğu merkezli bir Türk devleti (İmparatorluğu) kuran Hazarlar da "Gök Tanrı" inancının yanı sıra Müslümanlık, İsevilik ve Musevilik de vardı. Karay Türkleri Musevi Hazarların günümüze gelen hatıralarıdır. Hazar Türklerinin başkenti, bugün Dağıstan Cumhuriyeti nin, başkenti Mahaçkale ye 5 km. mesafede idi. Kırım daki Karay Türkleri kimliklerini muhafaza ederken, Dağıstan Karayları Yahudiler arasında eridiler. Dağıstan daki inanç katmanlaşmasının irdelenmesinde "Karaizm" özel önem taşır. Adlandırılışlarını açıklarlarken tekil olarak Karai, Kerai ve çoğul olarak da Karailer ve Karaite olarak bilindiklerini söylerler. Doğru ismin Kırım Karay Türkleri, Kırım Karayları ve Karaylar olduğunu açıklarlar.


Karayların yaşamakta oldukları topraklarında nüfus dağılımlarına gelince, 1246 yılından beri Kırım da etnik bir grup olarak yaşıyorlar. Ayrıca bir bölümü de Prens Danila Galitski nin daveti üzerine batı Ukrayna nın Galiçiya bölgesine ve XIV. yüzyıldan itibaren de Prens Vitovt ile birlikte geldikleri Litvanya da yerleşti. Kırım dışındaki Karay Türklerinin halen büyük çoğunluğu Ukrayna da yaşamakta olup, buradaki nüfusları yaklaşık olarak 300 kişi civarındadır. Kırım daki 800 Karay la birlikte toplam nüfusları 1.100 civarındadır. 1914 yılı itibariyle bölgedeki Karay nüfusu 12.000 civarında idi.


Haçlı seferlerinden sonra zayıflamaya başlayan Karaylık inancı sadece Türk kökenli cemaat içinde varlığını sürdürdü. Karaimler, zamanla, Beyaz Rusya nın başkenti olan Minsk in yanı sıra, Vilna, Grodno ve Kovno taraflarına da yayıldılar. Polonya nın güney kesimlerinde yaşayan Türk topluluklarının bir bölümü Tatar Türklerinden, diğer bölümü ise Karaim Türklerinden oluşuyor.


Günümüzde Kırım ve Doğu Avrupa nın dışında sadece İstanbul ve Kahire’de çok küçük birer Karay cemaati kaldı. Ermenistan, İran, Irak, Suriye, İspanya, Kuzey Afrika, Çin ve Balkanlar daki Karay cemaatleri küçüle küçüle sonunda yok oldular. Bunlardan önemli bir kısmı Avrupa ülkelerine göç etti. 1970 yılı için verilen tahmini rakamlara göre İsrail’de 7.000–13.000 Karay yaşıyor. 1979 yılında Polonya’da 1.000 civarında Karay olduğu ifade ediliyor. Litvanya’da bu gün 160 Karay yaşıyor. Karaylar bu ülkeler dışında, Amerika, Avustralya, İngiltere, Belçika, İsviçre gibi ülkelere dağıldılar.


Karay nüfusunun süratle azalışının sebepleri arasında, açlık, savaşlar ve korumasız halk oluşlarının yanısıra, asıl amil Sovyetler Birliği döneminde uygulanılan Ruslaştırma politikasıdır. Sovyetlerin milliyetler politikası Karay Türklerini bitirmiştir. I. Dünya Savaşı nda Sovyetler adına harbe katılan 700 Karay Türkü nün 500 ü subaydı. Bunların büyük çoğunluğu savaşlarda öldü, ailesine dönebilen pek az Karay vardı. Günümüzde Karay Türkleri ortadan kalkmak üzeredir.


Karay Türklerinin azalan nüfus, dil, kültür, ulusal kutsallar, karmaşık sosyo-ekonomik durum gibi birçok hayati problemleri vardır. Öncelikli problemler; Karayların Kırım da yönetime katkılarının sağlanılması, Karay varlığının yasal temelinin oluşturulması, Karay ulusal kutsiyetlerine uygun statülerin verilmesi Karayların dini ve kültürel binalarının geri verilmesi, Karay sosyo-kültürel programlarının gerçekleştirilmesi imkânlarının verilmesi; Karay milli kütüphanesi, etnoğrafya ve açıkhava müzelerinin kurulması, diğer ülkelerdeki Karay Türkleri ile ilişkilerinin sağlanılması göç ettirilen Karayların geri dönmesinin sağlanılması, Karay maddi kültür envanterlerinin sağlanılması, Karay Türk sanatının canlandırılması, folklor ve edebi ürünlerin toplanması, hazırlanması ve yayımı gibi hususlardır.


Karaim Türkleri, Musevi inanışını benimsemekle birlikte, diğer dinlerinde varlığını kabul etmekte olup, Türkçe Tevrat a sahipler. Karaim Türkleri, Museviliğe inandıkları için İsrail ile çatışma içerisindedir. İsrail, Museviliğin merkezinin Kudüs oluğunu ve kitaplarının tek olduğunu, Museviliğin çeşitlendirilmemesi gerektiğini iddia ederek, Ukraynalı yetkililer vasıtasıyla Karaim Türkleri üzerinde baskı kurup, çeşitli yasal ve azınlık haklarını almalarını engellemeye çalışıyor.


hz.İsa'dan tam 8 yüzyıl sonra Bağdatlı Anan Ben David, "Geleneklerden yani Talmud'dan Kutsal Kitap'a (Tevrat) dönüş gerçek Yahudiliktir" parolasıyla yola çıktı. David, Musa'nın şeriatına kayıtsız şartsız bağlılık yemini ettikten 1200 yıl sonra, can çekişen bir mezhebinin olacağını asla bilemezdi. Abbasi döneminde adına Karai cemaati denilen yeni Yahudilik dinini teşekkül ettirdiğinde, Yahudilerin baskısı sonucu hapiste bile sürünmeyi göze almıştı. Kendisinin kurduğu mezhebin Kudüs, Filistin, Suriye, Kuzey Afrika, Bizans, İran, Ermenistan, Kafkasya, Kırım'a kadar yayıldıktan sonra günün birinde yok olma eşiğine geleceğini de elbette bilemezdi. Bugün 1200 yıllık bir Yahudi mezhebinin Türkiye'deki son temsilcileri topu topu sadece 50 kişi kaldılar. Tıpkı kelaynak kuşları gibi, Hazar Türklerine dayanan kökenleriyle, yok oluşun arifesindeki 50 Musevi Türk ya da mezheplerinin tam adıyla Karaimlerden söz ediyoruz.


En gençlerinin 44 yaşında, büyük çoğunluğunun 60'lı yaşlarda olduğu Karaimler, bugünlerde tam bir, "Bizden sonrası tufan" havasındalar. Bizans İmparatorluğu döneminde Kırım'dan göç eden, saray personeli olarak görevlendirilen Karaimler, gün geçtikçe bitişin eşiğine gelmişler. İstanbul'daki Karaköy'ün aslında Karaim Köy, yani Karaimlerin yaşadığı yer anlamına geldiğini biliyor musunuz? Bugün Karaimlerin çoğunluğu emeklilik hayatı sürüyor, sağlık ve ekonomik sorunlarla boğuşmaktan Hasköy'deki ibadethanelerinin kapısını bile açamıyorlar. Son Musevi Türkleri’nin belki 50 yıl sonra Türkiye'de hiçbir temsilcisi kalmayacak. Çünkü dini gelenek çoğalmıyor, devam etmiyor. Müslümanlarla yapılan evlilikler, çocukların dinle ilişkilerinin olmaması, Karaim cemaatine en büyük darbeyi vuran etkenlerden biri.


Karaimlerin kurucusu Anan Ben David, Halife El Mansur zamanında, 770 yılında yayımladığı 'Şeref Ham-Miçvot' adlı kitabıyla mezhebin temellerini atıyor. Karaimliğin de tüm prensiplerini ortaya döküyor. Mezhebin ana felsefesini, "Doğru ancak Rab'ın kelamı olan Tevrat'ta bulunur ve doğruya ancak Tevrat'ı kişisel olarak okuyarak erişilir" şeklinde ifade eden Anan Ben David, rabanit dedikleri gerçek Yahudilere olan muhalefetlerini daha o günlerde ilan ediyorlar. O dönemden bugüne, İsrail'de vücut bulan Yahudiler, Karaimleri dışlamış durumdalar.


Son Musevi Türkler, 3 dine saygılı, özellikle İslam'dan etkilendikleri çok belli olan uygulamalara sahipler. Yahudilerden farklı olarak ibadethanelerine aptes alarak giriyorlar, sıralarda oturmuyorlar, halının üzerinde oturup, secde ediyorlar. En önemlisi de ruhban sınıfına karşılar. Liderleri yok. Liderlik kurumuna karşılar. "Hepimiz lideriz, aynı zamanda da işçiyiz" diye durumu tasvir ediyorlar. Türk Karaim Vakfı adında bir resmi çatıya sahipler. Hasköy'deki adına Kenasa dedikleri ibadethaneleri kapalı. Çünkü İstanbul'un değişik semtlerine dağılmış cemaat üyeleri kendi aralarında bile bir araya gelmekte güçlük çekiyorlar. Hasköy'de bir de mezarlıkları var. Kenasa'da kadınlarla erkekler ayrı ibadet ediyor.


Özellikle son 100 yıldır ne tam Türk, ne tam Müslüman, ne tam Yahudi olabilmiş bir cemaatin yavaş yavaş nesli yok oluyor. Cemaat kendine tarihte bir yer açacak üretim yapmıyor, geleneklerini kayda geçirmiyor, kültürün aktarımı konusunda herhangi bir çalışma yapılmıyor. Geçmişten bugüne görülen baskılar, korkular onları içlerine daha da kapatırken, ibadethanelerini bile ihmal eder duruma gelmişler. 44 yaşındaki en genç Karaim İlya Avramoğlu, aslında her şeyi net olarak şu sözleriyle ifade ediyor: "Bombalar patladı, terör arttı. Biz çok korktuk. Ne yapacağımızı şaşırdık. Ufacık şeylerden rahatsız oluyoruz."


* * *


Karaylar, Litvanya'ya gelişlerini kendileri şöyle açıklarlar:


"Vatat Biy sofunda ondórtúnčú yúzyïlnïn da bašlaýïnda onbešinči yúzyïlnïn tirildi, yomaxlarïna kórà bar dunyanïn ol keltirdi karaylarnï Krïmnïn yanïndan, Kara Tengiznin yanïndan, da olturyuzdu karaylarnï bunda Troxta. Berdi karaylarya kóp yer ki bolyey nesindàn tirilmà karaylarya."


Karay kelimesinin Arapça & İbranice kökenli, "okumak - kıraat etmek" anlamına gelen Karae'den geldiği söylenir. Diğer Yahudiler gibi, Tevrat'a inanmayıp Eski Ahid'i baz aldıkları için, Hazar Musevileri'ne bu adın verildiği kabul edilir. (Tevrat'ın tahrip edildiğine inanırlar, 10 Emir'i uygularlar.) Mezheplerinin kurucusu Bağdat'lı bir haham olan Anan Ben David'dir. Tevrat tahrip edildiği için yeni bir mezhep kuran Ben David, şikayet üzerine hapse atılır. Cezaevinde oda arkadaşı, Hanefilik mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanefi'dir. Mezhebinin temelini oluştururken, ondan çok etkilendiği söylenir. Hz. İsa'yı ve Hz. Muhammed'i de peygamber olarak kabul ederler. İbadethaneleri (Kenesa) İslami motifler barındırır ve biz gibi ayakkabısız girerler. Tanrı'larına, diğer Yahudiler gibi Yehova değil, "Tengri" derler. Günümüzde, çeşitli coğrafyalara yayılmış olan Karay'ların Türkiye'deki temsilcileri Hasköy civarında yaşarlar. (Karaköy'ün adını Karay'lardan aldığı kabul edilir.) Sefarada mezarlığının bir köşesinde Karay'lara ayrılmıştır.


Litvanya'ya turistik/eğitim/iş ne amaçla giderseniz gidin, mutlaka ama mutlaka Trakai'ye uğrayın. Vilnius'a 25km mesafedeki bu yer zaten oldukça turistik. Müthiş bir gölü ve gölün ortasında da oldukça görkemli bir kalesi var. Kalenin içerisindeki müzedeki Türk & Müslüman izlerini de göreceksiniz zaten. Kaleden dönerken, köprüyü geçtikten sonra, solunuzda tursitik eşya satan yerler vardır. Sola doğru devam edin, 100-150 mt. sonra KYBYNLAR diye bir yer göreceksiniz. Merdivenlerden çıkın, oturun. Menüye bakın. Kendinizi Türkiye'deymiş gibi hissedeceksiniz. Bir kuzu kıbın söyleyin. Türkçe müzik eşliğinde karnınızı doyurun. Hesabı isteyin, 3-5 kuruş bahşiş bırakmayı unutmayın. Arkanızda bıraktığınız güzel anılarla, yeni maceralara yelken açın. Buyrun size bir Karay videosu(**):













Tutkun AKBAŞ(*)


(*)http://www.okubakim.com/index.php/Kulturler-ve-Dinler/Museviligi-Se%C3%A7mis-%C4%B0lk-ve-Tek-Turk-Kavmi-Karaylar.html


(**)http://litvanya.blogspot.com/2011_06_01_archive.html





Zazaların Etnik Yapısı

19 Ekim 2011 Çarşamba
18 Ekim 2011 / Seyfettin Yaşar 


Zazalar yerleşik olarak yoğunlukla Tunceli, Bingöl kısmen Erzincan ve Sivas, Urfa-Siverek, Mardin arasına serpiltilmiş olarak, Diyabakır merkez ve değişik oranlarda ilçelere yerleşmiş durumdadırlar. Malatya, Erzurum, Elazığ, illerinde de Zazalar mevcuttur. Zazaların nüfusu anadil temelinde yaklaşık 1 milyon olarak tahmin edilmektedir. Zazaların yarıya yakını Alevi, diğer kısmı Sünni'dir. Bazı kaynaklar yanlış olarak Zaza'ların Kürt ve Zazaca'nın Kürtçe bir lehçesi olduğunu belirtir. Bu kaynaklar ciddi bir araştırmaya dayanmazlar. 


V.Minorsky; İslam Ansiklopedisi'nin daha doğru olan İngilizce nüshasında (Encyclopesida of Islam) açıkca ''kesinlikle'' ibaresini kullanarak ''20.yy.'da Kürtler arasında kesinlikle Kürt olmayan bir unsurun ''Zaza'' tespit edildiğini'' belirtir.(sf.1134)


''Zazaların Kürtçeden çok farklı bir Kuzey batı lehçesi konuştuklarına'' değinir.(sf.1152) Minorsky, Zaza kelimesinin geçtiği her yerde ''gerçek Kürt olmayan'' notunu düşer.(sf.1151) 


Minorsky, aynı şekilde, Zazalarla ilişkilendirilen Güran'larında Kürtlüklerini kesinlikle reddeder.Esasen Güranlar bir Türk boyudur ve Zazaca'nın en yakın olduğu dil Güranca'dır. 


Ayrıca bu konunun en yetkili uzmanları kabul edilen O.Mann, David Mckenzie ve Haddank, Hollandalı araştırmacı M.V.Bruinessen Ağa Şeyh ve Devlet isimli kitabında belirtildiği gibi Güran, Hewrami ve Zazaların Kürtüklerini kararlılıkla reddetmektedirler.(sf.144) 


İlaveten Japon asıllı araştırmacı ünlü Prof.Goichie Kojima,Zazaca'yı ayrı bir dil olarak sınıflandırmakta, hatta daha ileri giderek bir Kürt dil grubunun bulunmadığı diğer lehçelerin de ayrı bir dil hüviyeti taşıdığını belirtmektedir. 


Ermeni tarihçi Garo Sasuni de, Kürt Ulus Hareketleri ve 15.yy'dan Günümüze Ermeni Kürt İlişkileri isimli kitabında Prof.Dr.Thomanshek, Heartman, Nöldeke'nin Dersim Zazalarını Kürt olarak kabul etmediklerini belirtir.(sf.29) Doç,Yalçın Küçük; Kürtlerin Üzerine Tezler adlı kitabında; ''Zazaca, çokca sanıldığının aksine Kürtçe'nin bir lehçesi değildir.Zazaca Kürtçe dışı kalıyor'' demektedir.(sf.37) 


Ayrıca Zazaların kültürel değerler yönünden de Kırmanç'lardan (Kürt) frklı yönleri olduğu tespit edilmiştir.Örneğin köklü bir bahçe kültürleri vardır ve yerleşik düzene aşinadırlar. 


Zazaları; Deylemliler'e bağlayan da mevcuttur.(Deylemliler Türklüğün egemen olduğu bir topluluktur.) Bunun nedeni uzak bir ses çağrışımı olup kendilerine 'dimili' demelerinden kaynaklanmaktadır. Oysa, ilke olarak, ulusların kökenlerini etimoloji yoluyla kanıtlamak yanlıştır; etmolojiler tarihi ve coğrafi olgularla desteklenmelidir. Türkiye dışında ''yerli'' olarak Zaza'ya rastlanmaz. Zazaların kökenleri, daha çok Horasan, Harezm, Gür ve Karluk Türkleriyle ilişkilendirilir. Zazaların yaşlılarının önemli bir bölümünü kendilerinin bu kökenlerden geldiklerine inanır.1937 Tunceli'de3 incelemelerde bulunan Nazmi Sevgen burada bir çok yaşlının kendisine biz Horasan Türkmenleriyiz dediğini belirtir.(1) 


Zaza kimliği üzerinde geniş bir araştırma yapmış olan, kendisi de Hormek aşiretine mensup alevi bir Zaza olan M.Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi isimli eserinde, yörenin Zazalarının bir kısmının İç Anadolu'dan bir kısmının ise daha eski zamanlarda Horasan ve Harezm'den geldiklerini belirtmiştir. 


M.Şerif Fırat aynı eserinde Hormak aşiretinin kökeninin Türk olduğunu ortaya koyan Orhan Gazi ve Sultan Murat tarafından onaylanmış, 12 nesillik soy kütüğünü kanıt olarak göstermekte ve Zaza bölgesindeki pek çok yer, aşiret, kişi, türbe isminin öz Türkçe olduğunu belirtmektedir.(sf.52-54) 


1938 yılındaki Tunceli (Dersim) isyanının alevi Zaza lideri Seyit Rıza, devlete yazdığı mektupta ''...şayet hükümet, hizmet ve sadakatimizden şüphe ederse abavu ecdadınızın eskiden geldikleri Yukarı Türkistan, Horasan vilayetine bütün mensubini aşiretimizle hicret etmeğe himmet buyursun'' diyerek Zazaların ana yurtlarının yukarı Türkistan, Horasan olduğunu belirtmiştir.(2) Ayrıca,Koçgiri aşiretinden olan Alişir de bir şiirinde ''ceddimiz şeyh Hasan, Şah-ı Horasan''(atamız Şeyh Hasan,Horasan Şahı) dizesinde, Zazaların Horasan kökenli olduğunu söylemektedir.(3) Aynı eserde, kendisi Zaza ve Tunceli'li olan (Pertek,1880-1959) ve Tunceli ilinde yıllarca kaymakamlık yapmış olan M.Zülfü Yolga, Zazaların, Timur'un Horasan'ı ele geçirmesinden sonra büyük bir topluluğun bu bölgeden Anadolu'ya geldiklerini ve Dersimlilerin de kendilerini Horasanlı olarak tanımladıklarını belirtir.(sf.47) 


Kendisi Zaza olan değerli araştırmacı Cemal Şener, Alevilerin Etnik Kimliği adlı eserinde (2.baskı) hem Alevi Zazaların hemde Alevi Kürtlerin köken olarak Türkmen olduklarını tartışılmaz şekilde ortaya koymaktadır.


400'den fazla köy dolaşmış, binlerce Zaza ve Kürt'le görüşmüş olan Cemal Şener bu gerçeği şöyle ifade ediyor 


''...Özellikle 60 yaş ve üzerindekiler kendilerini ısrarla ama ısrarla Kürt ya da Zaza olmadıklarını, Türk olduklarını ifade ediyorlardı. Kürtçe ya da Zazaca konuşanların veya Kürtçe ve Zazacanın yanında ikinci dil olarak Türkçe konuşan alevilerin neden ısrarla Kürt olmadıklarını ifade ettiklerini anlamaya çalıştım. Bu çalışma bu çığlığı anlamaya yönelik bir çabadır.''(sf.16) 


Cemal Şener, bu araştırmasının kapsamını ve sonucunu şöyle açıklamaktadır: '


'Bu araştırmanın savunucusu olarak, son on yıldır Alevi olup Kürtçe ya da Zazaca konuştukları halde kendilerini Türk olarak ifade eden Alevi yerleşimlerinin %75'ini gezmiş, görmüş biriyim. Örneğin; Erzincan'a bağlı Tercan, Çayırlı,Kemah, Üzümlü, Refahiye, Kemaliye'ye bağlı yaklaşık 400 Alevi köyünü gözlem amacıyla gezdim..Sivas'ın Zara, Hafik, İmralı köylerini Malatya'nın Doğanşehir, Akçadağ, Kürecik, Hekimhan, Yeşilyurt ve bazı köylerini gezdim. Bu köylerde yaklaşık 1.500 civarında insan ile görüştüm. Buna İstanbul, Şahkulu ve Karacaahmet Dergahları'nda rastladığım Tuncelili, Antepli Maraşlı Alevi yaşlılarını da ekleyince bu rakam yaklaşık 3.000 kişiyi buldu''(sf.36) Kendilerini Zazaca ve ya Kürtçe'yi bildikleri halde hatta Türkçe'yi bozuk bir şive ile konuştukları halde, bugün yaş 60'ın üstünde olan ve kendisini Kürt ya da Zaza diye ifade eden yani Türk olmadığını ifade eden bir tek Alevi'ye rastlamadım. Kendisini Kürt ya da Zaza olarak ifade eden kesim ise; son yıllarda Kürtçülük veya radikal sol rüzgardan etkilenen azınlık bir gençlik kesimdir. Bu kesimin savunduğu Kürt ya da Zaza kimliği ise, tarihsel değil siyasi bir kimlik olarak kabul edilebilir.(sf.37) 


Araştırmacı Martin Van Bruninessen de; ''Alevi Kürtlerin Etnik Kimliği Üzerine Tartışma'' başlıklı yazsınında ''Ritüel dili olarak neredeyse tamamen yanlız Türkçe kullanan ve hatta çoğu Türkçe aşiret adlarına sahip olan Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler'in varlığı birçok yazarın izahat kabilinde hayal gücünü meşgul etmiş bir vakadır. Hem Türk, hem de Kürt milliyetçilerinin bu grubların muğlak kimliklerini kabul etmekte güçlükleri olmuş ve bunlar sıkıcı ayrıntıları örtbas etmeye çalışmışlardır.''(4)


Zazalar'ın Türklüğü'ne işareten etmekte ve devam ederek; 


''Dersimlilerin nereden geldikleri sorusuna akla getiren ve hem resmi tarih ekolüne bağlı olanlar, hem de liberaller olmak üzere birçok Türk akademisyence bu soruya verilen cevap, bunların Kürtleşmiş (ya da Zazalaşmış) Kızılbaş Türk aşiretleri olduğudur. Bu varsayım o kadar mantıklı görünürki, bazı batılı akademisyenlerce de hiç sorgulanmadan kabul edilmiştir. Örneğin Melikof  (1982,a:145.''(5) ''Bruinessen Jandarma Genel Komutanlığı tarafından hazırlanan bir raporda şu bilgilerin yer aldığını belirtir :


''Zaza Aleviler'e gelince; bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçe'dir. Ayinlerine iştirak edenler Türkçe konuşmak mecburiyetindedirler. Bu mecburiyettirki Alevi Zazalık asırlardan beri mal edildiği halde Türklük'ten pek de uzaklaşmamış Dersim Alevileri arasında cevap istememek şartı ile Türkçe meram anlatmak mümkündür'' açıklamasından sonra, söz konusu raporda ''20-30 yaşlarından yukarı olanlarla Türkçe ile anlaşmak mümkün iken 10 yaşından küçük çocuklarla Türkçe konuşmak imkanı ortadan kalkmak üzeredir'' denildiğini söylemektedir.


Bruinessen raporun sonlarına doğru ise; ''Bu netice, Dersim Alevi Türkleri'nin benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilemeyeceğine delildir'' açıklaması yapılıyor'' diye yazıyor.(6) 


Türkolog Prof.. İrene Melinkof da Kırmança (ve Zazaca) konuşan Koçkırı aşiretinin Türk olduğunu şu sözlerle ifade ediyor:


''Araştırmalarım beni Kurmanca denen ve Kürtler olarak tanınan insanlar arasında kalmaya götürdü. Törenleri Orta Asya'ya kadar uzanan Türk töreleri idi. Ölümle ilgili adetler, al inanış, Türklerin on iki hayvanlı takvimlerine, eski yeni yıl bayramları olan Hızır bayramının kutlanması vb. Sorduğumda kaynaklarımdan birisi bana soy olarak biz Kürt değiliz, fakat inançlarımız dolayısıyla çok eza gördük, dağlara sığındık, Kürtlere karıştık ve Kürtler olarak adlandırıldık(7) 


İ. Melinkof aynı eserinde bu tespitinde şunu da ekliyor: ''Bunu söyleyen birçok ayaklanmada etkinli bulunan tanınmış Kürt aşireti Koçkırı'lardandı. Artık aramızda bulunmayan Ömer Lütfi Barkan'a şüphelerimden söz ettiğim zaman, bana Koçkırı adının, dil yönünden Türkçe olduğunu ve Akkoyunlu, Karakoyunlu vb. adlandırmalarla karşılaştırılabileceğini işaret etti. Bunlar sahip olunan sürülere göre verilmiş Türk aşiret adlarıdır diyor. 


''Osmanlı İmparatorluğu'nda uzun yıllar görev yapan ve doğu Anadolu'nun birçok yerini gezen Alman Feldmareşal Moltke gözlemlerini ''Türkiye Mektupları'' adlı kitabında toplamıştır. Moltke, 6 Nisan 1838'de mektupta Maraş ve yöresinde yaşayan Alevi aşiretlerin Türk olduklarını şu sözlerle açıklıyor: 


''Pazarcık ovasını geçtik. Bu ovada üç Türkmen kabilesi Atmalı, Kılıçlı, Sinemelililer konaklamıştı. Bu üç kabile halkı 2000 çadırda oturuyordu. Reşit Paşa en nüfuzlu Kürt beylerinin akıllarını başlarına getirdikten sonra bu Türmenler de hükümete karşı olan sevgi ve bağlılıklarını ilan etmişlerdi ve 400 kese akçelik (20.000 florin) bir salyana (yani vergi) ödüyorlardı.''(8) 


Bugün bazı kesimlerce Kürt oldukları iddia edilen bu kabilelerin özbe öz Türk olduklarını, 179 yıl önce yazılmış bu mektuptan daha iyi ne kanıtlayabilir? Alman mareşal Moltke'nin 179 yıl önce söz ettiği Türkmen kabileler, Rişvan aşiretine bağlı olup, bugün Adıyaman, Maraş ve Gaziantep'te yaşamaktadırlar. Küçük bölümü Ankara'nın Haymana ve Bala ilçelerindedir. Dr. Mahmut Rişvanoğlu'nun araştırmasına göre Rişvanlar, Ciğil ve Çepni Türkmenidirler. İki boya ayrılırlar. a)Atmalı ,b)Sinemli. Atmalı aşiretinin Maraş ve Adıyaman'daki köylerinin isimleri hiç değiştirilmemiştir ve öz Türkçe olup Oğuz boylarının totemlerinin isimleridir. Bunlar; Tilkiler, Haydarlı, Sadakalar, Karahasanlar, Ağcalar, Kabalar, Kizirli, Kızkapanlı, Ketiler, Karalar, Turunçlu, Mahkanlı'dır.(9) 


Zazaların bir kısmı kendilerini Harezm Türkü olarak tanımlar. Dersim (Tunceli) milletvekili Hasan Hayri bey, 1921 yılında TBMM'da yaptığı konuşmasında, Alevi Zazaların kökeninin Harzem (harezm) Türkleri olduğunu ifade eder. Bu konuşmasında Hasan Hayri bey; Harzem'den gelen ve Türkçe konuşan atalarına Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat'ın buralara yerleşme izni verdiğini,Yavuz Sultan Selim zamanında Harzem'li Alevi Türkler'in can güvenlikleri nedeni ile, Dersim dağlarına çekilmek zorunda kaldıklarını ve bu tecrit neticesinde kendilerini gizlemek için Kürtçe öğrendiklerini, süreç içinde Türkçe'den uzaklaşarak Kürtleştiklerini belirtmesi çok anlamlıdır.(10) 


Kendisi Dersimli (Pertek) ve Zaza olan ve bölgede 1896 ve 1926 yılları arasında kaymakamlık yapmış olan Mehmet Zülfü Yolga'da Dersim Tarihi adlı eserinde Zazaların kökenlerinin Horasan Türklerine, Karakoyunlular ve Akkoyunlular'a ve Harezm Türklerine dayandığını belirtir ve Haydaran, Hormek, Balaban, Çarik, Bulan, Bahtiyar, İzolu gibi 12 aşiretin Herezmlik hususiyetini sıkı sıkıya koruduklarını belirtir.(sf.84) 


Pertek Kalesi

M .Z. Yolga aynı zamanda, bölgenin Türklüğünü bölgedeki coğrafya, dağ, köy, aşiret adlarını Türkçe, gelenek ve adetlerinin Türk gelenek ve adetleri olduğunu geniş biçimde açıklar ve de Pertek kalesinde Karakuş heykelinin Türklüğün sembolü olduğunu belirtir.(sf.46) 


Araştırmacı Ali Kaya da Dersim Tarihi adlı eserinde Zazaların Türklüğünü savunuyor ve Hasan Hayri Bey'in sözlerini doğrulayan bilgiler veriyor. ''İbni Batuta'nın 1333-34 yıllarında Kuzey Dersim'e uğradığında iki Türkmen kabilesi olan Karakoyunlu ve Akkoyunlular'ın birlikte Moğollar'la sürekli savaştıklarını belirtiyor.(sf.125) Bu kalıntıları bugün Dersim yöresinde mezar taşlarındaki koç resimlerinde izlemek mümkün.


Yine Ali Kaya, aynı araştırmasında Alaattin Keykubat, Bağın'ı ziyaretinde Şeyh Mansur'a bir secere vermiştir. Bu secere, Mazgirt ilçesinin Şöbek köyünde Seyyit Cafer oğullarının evinde muhafaza edilmektedir. Secere ile ilgili olarak ise, okuyucuya şu bilgiyi vermektedir.


''Bu secerede 12 aşiretin Türk aşiretleri olduğu söylenmektedir. Bunlardan Hıran (Cafer'in kardeşi olup Ali dost oğullarıdır.) Koçgiri, İzol aşiretlerinin yanı sıra Hormek aşiretinin de Şöbek köyünde oldukları söylenmektedir'' diyerek Ali Kaya bu konuda verilen bilgileri doğrulamaktadır.(11) 


Alevi dedesi Pir Ahmet Dikme dede de, alevi Zazaların ve Kürtlerin kökenini Harzemlilere bağlamakta ve 1999 yılında yayınladığı Haykırıp Duyuramadıklarım adlı eserinde bu konuda şu bilgileri vermektedir; Moğolların baskılarına dayanamayan yurdunu terk etmek zorunda kalan Muhammet oğlu Celalettin Harzemşah da yer yer çarpışarak, batıya doğru ilerler ve bir çatışmada yaralanır. Yaralı olarak dostu ve sırdaşı olan Şeyh Hasan'ın yanına gelir ve orada bir Kürt tarafından öldürülür. Öldürüldüğü haberini alan, Celalettin Harzemşah'ın düşmanı olan Selçuklu 2.Alaattin Keykubat şöyle der: ''Celalettin Harzemşah bir Kürt babayiğidinin elinde can verdi. Allah'a hamdü senalar olsun.''(12) 


İşte bu şekilde öldürülen Celalettin Harzemşah, bizdeki kaynaklara göre, beraberindeki oğlu Mehmet'i Şeyh Hasan'a emanet eder. Şeyh Hasan evvela saygı duyduğu dostu Celalettin'in naaşını götürüp Dojin Dağının zirvesine defneder. Ondan sonra da Celalettin'in oğlunu kendi himayesine alır, üç dört yıl sonra da Mehmet'i kendi kızı ile evlendirir.(13) Cemal Şener konuyla ilgili olarak şu notu ekliyor:


Harzemşahlar'ın Türkistan'dan gelen Türkmen boylarından Beydilli Türkmen aşiretine mensup bir kol olduğu da bu yazılara eklenirse durum daha açıklık kazanabilir. Pir Ahmet Dikme işte bu tarihsel alt yapıyı bilerek, ''Manzur dediği dağın güney yakasında bir tek Kürt yoktur.Orada yaşayan Şeyh Ahmet Hasan Aşireti tamamen Horasan kökenli Türkmenlerdir. Daha doğuya Pülümür'e doğru gelindiğinde ise, Areil, Lolanlı, Şahvelanlı, Kemanlı, Çerekanlı ve daha birçok aşiret oturmaktadır. Bu aşiretlerden hiçbiri Kürt değildir. Tamamı Türk kökenli aşiretlerdir. Ben bu konuyu her platformda tartışmaya hazırım.'' diye yazıyor.(14) 


Cemal Şener ayrıca ''Alevilikte dedelik,ocak geleneği ile yaşar. Babadan oğula geçerek yaşar. Sahte dede veya ocakzade türemediği sürece dede ocaklarının bozulma şansı çok azdır. Bu nedenle Dersim bölgesinde dede ocaklarının tümü kendilerini Horasan'dan gelen Türkmen Aşireti olduğunu savunur.'' demekte ve Zaza ve Kürtlerin Horasan Türkmeni olduklarını vurgulamaktadır.(sf.25) 


Bütün bu bilgiler Zazaların asli köken olarak Türklüğünü belgeleyen kanıtlardır. Bugün Zazaların yoğun olduğu bölgelerdeki halkın aslen Türk oldukları, Türkçe konuştukları ve 20.yy. başlarındaki Osmanlı kayıtlarında da mevcuttur. Bu belgeler Doç.Dr. İbrahim Yılmazçelik'in 19.yy. İkinci Yarısında Dersim Sancağı isimli eserinde yer almaktadır. Dersim Mutasarrıfı Arif beyin 1903 yılındaki raporunda ''Dersim öteden beri şayi ve zan olunduğu gibi umumen Kürt değildir. Çemişkezek ve Çarsancak kazaları halkı kamilen Türk'tür. Hozat kasabası ile İnceağa kariyesi ve Torot aşireti halkı Türk'tür ve fakat ihtilaflar neticesinde Kürtleşiyor. Mazgirt kasabası ile Ovacık Kazası'nın ova köyleri halkı da neslen Türk'tür. Ve halen Lisan-ı Türki üzerine mütekellimdirler.Yalnız tessüf olunur ki Ovacık Türkleri hem Kürtleşmiş hem de Şiileşmişlerdir. Kızıl kilise (Nazimiye) kamilen Şii ve Kürt'tür. Dersim sancağı Türklerin pek kadim mevasıdır. Türklerden gayri hiçbir neslin asar ve hatıratına tasedüf olunamaz.''(15) 


Dersim Mutasarrıfı Celal bey de 1906 tarihli raporunda daha da geniş bilgi vererek, Erzincan sancağı merkezinin, Kemah, Erzurum'un Kiğı, Diyarbakı'ın Palu, Elazığ'ın Harput ve Eğin kazalarının Dersime bağlı Çemişkezek ve Çarsancak halkımın Türk olduklarını belirtir.(16) 


Zazalar'ın Gür Türkleri ile bağı da üzerinde önemle durulacak bir husustur. Bugün İran'ın güneyinde yaşayan Türk Güranlar'la Zazaların dini inanç ve dil bakımında yakınlıkları mevcuttur. Hin Tarihi isimli eserinde Y.Hikmet Bayur, Gür Türkleri ile ilgili şu bilglleri verir. 


''El-Utki''nin Kitabü-l Yemini'sinde Kalaçların, Hindikuş güneyinde yerleşmiş olduklarını ve Orta Asya'dan gelen diğer Türklerin Hindistan'ı fethinde çok önemli rol oynadıklarını yazarken, "Gür Devleti sultanı Alaüddin Cihansuzun Türk Selçuk Sultanı Sancar tarafından esir edilmiştir.'' der.(17) ''Orta Asya'da Türk urukları arasında Gürler oldukça önemli bir yer tutar. Nitekim Oğuz Kağan destanında Oğuz Han'ın Hindistan seferinde Gürler ülkesine girip buradan Doğu Avrupa'ya Bulgar ülkesine hareket ettiği, seferden sonra Gürler'in reislerinin kendilerini Semarkant'da karşıladığını belirtir. Güran Türkman taifesinden bahseder.'' 


Yazar, ''İran'daki Güranların da menşe itibariyle gürler anlamından Türkler olduğunu öne sürer.-an Farsçada çoğul ekidir. Dolayısıyla Guran, ''Gürler'' anlamındadır der. Şeyh Sadi'nin ünlü Bostan adlı eserinde bir İranlı köylünün Gür hükümdarına ''ey Türk'' diye hitap etmesi de Gürlerin Türklüğüne bir kanıt olarak gösterilir''der. 


İbn-i Haldun da Mukaddime adlı kitabında Gurilerin Türklüğünü kati olarak ifade eder. Müneccimbaşı ve diğerleri Guri'lerin Hota (hita) Türklerinden olduğunu kabul ederler.(18) 


Dr. Mahmut Rişvanoğlu'da Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm adlı eserinde Zaza Aşiretlerinin Türklüğü konusunda geniş bilgi verir.(sf.113-131) Zazaların ve Gurların köken birliğini şu şekilde açıklar. 


''Ortaçağda Afgan ile bugünkü Taberistan ve Yeni Delhi (Hindistan'ın kuzeyi)ne kadar geniş bir sahada imparatorluk kurmuş olan Gazneliler'in yıkılmasından sonra yerlerine GUR-LUĞ adlı güçlü bir yeni Türk uruğu geçmiştir. Guriler devletini kurmuşlardır.(1284-1304) Ayrıca 1526-1830 seneleri arasında büyük Türk hükümdarı Babür Şah'dan sonraki Babüriğ hakanlarının devam ettiği Gurkaniye devleti de bunun devamı idi. Bu bakımdan daha evvelce yukarıda bir nebze kendilerinden bahsettiğimiz Kikiler ve Kalaçlar İslam fethi esnasında birleşik uruğlar olarak Gurilerdir. Ayrıca Tabakat-ı Nasiri de Bengal fatihi Melikü'l Gazi İhtiyaruddin Muhammed'den bahsederken bu kişinin Gur ve Keşmir'deki Kalaçlardan olduğunu yazar ki, bundan da Gurlu ve Kalaçlar'ın bir arada bulunduğunu anlamaktayız.(sf.49)''(19) 


''Bugün Bingöl, Tunceli, Siverek'te bulunan ve Zaza, Çarekli, Dersim adıyla adlandırılan oymaklar işte bu Gurlu (Guran-ı)larla gelenlerdir. Bir manada toplayıcı bir ad olarak Zaza diye anılmaktadırlar.''(20) 


''Bütün bu tarihi gerçeklerin ışığı altında görmekteyiz ki, bugün Doğu Anadolu'da hem Kürmanç ve hem de Zaza lehçelerinde konuşan, aslında ilk geldikleri yerdeki eski Türkçeyi koruyan bu Türkler, Gürani Türkleriyle beraber, Afganistan ve kuzeyinde bulunan Karluk Türk devletinin yıkılmasından sonra Orta Asya Türk kavimlerinin göçleri ile Hazar'ın kuzeyinden güneyinden Anadolu'ya gelmişlerdir. Özellikle Zaza Türklerinin konuştuğu lisanda Gurani Türkçe'sine ait kelimelerin fazla oluşu bunu belgelemektedir.(21) 


Zazaların Türk olduklarına önemli bir kanıt, Güney doğu Zazalarıdır. Zazaları, Türkiye'de 2 kol olarak incelemek gerekir, Bir kol Tunceli, Bingöl, Erzincan ve yakın illerdeki Kuzey Zazaları diğer kol Güneyde, başta Urfa Siverek olmak üzere Diyarbakır, Elazığ, Palu Zazalarıdır. Kuzeydeki Zazaların çoğu alevi, güneydeki Zazaların çoğu Sünni'dir. Kuzey Zazaları ile yeterli bilgi bu bölümün başında verilmiştir. Güneydeki Zazaların en yoğun olduğu Siverek (Şanlıurfa) Zazalarıyla ilgili önemli bilgi Prof.Dr. Mehmet Eröz'ün Doğu Anadolu'nun Türklüğü isimli alan çalışmasına dayalı değerli eserinde mevcuttur.(sf.120) Bu kitaptaki Siverek Zazalarıyla ilgili bilgilerden küçük bir özet aşağıdadır. 


Siverek Zazaları beş ana kola (aşirete,boya) ayrılırlar.Bunlar, Karanlı, Bucak, Kırvar, Haseran, Bapviran boylarıdır. Bu boylardan Karanlılar (Karahanlılar) Karluk Türkleri'nin iki kolu olan Yağıza ve Çiğil Türklerindendir. Karahanlılar bu kaynaklarda Elikhanlar olarak da anılırlar.(sf.121-123) Siverek Karahanlılarının köylerinin isimleri tamamen Türkçe'dir.(Karahan Köyü, Kepir Köyü, Güvercin Köyü, Dindar Köyü, Hamamviran Köyü, Şilan Köyü)(sf.125) Haseranlılar da özbeöz Türkmendirler. Köylerinin hepsinin ismi öz Türkçedir.(Ağaçhan,Tikyol (yolu dik,yokuş) 


Karakaya, Doğan, Konaklı, Hoya, Karamusalar, Derdere, Hindibaba, Şeyhandede, Ahirmat, Sarsap, Budaran) Bucaklar boyu da tamamen Türktürler (Pkk'ya karşı Devletin yanında olmuş, bölgeye Pkk'yı sokmamışlardır. Türklüklerinin bilincindedirler) Bucakların köylerinin isimleri de Türkçedir.(Güngörmez, Bahçe, Mezra, Bitik (Oğuzca kitap yazma) Kalemli, Daralık, Çeftali, Kale, Sepetviran, Çamurlu (Suriye'nin Lazkiye vilayetine bağlı Bayır ve Bucak beldeleri vardır. Bu beldelerin halkı Türktür ve Türkçe konuşur. Bucak'ın köylerinden birinin adı da, Siverek Bucakların da olduğu gibi Çamurlu'dur.)(sf.127) 


Kırvar boyu da Türktür. Odabaşılar'dan gelmedirler. Bu boy ismini kutsama yolundan almaktadır. Siverek'te köy isimleri gibi coğrafya, ırmak, su isimleri de Türkçe'dir. Örneğin Topyolu (Sultan Murad'ın topları geçirdiği yol), Karameşe (Karakaya-tikyol köyleri arasında), Büyükçay (Çamçay), Kızılçubuk Çayı, Soğuk Pınar. Siverek'te kalabalık bir nüfusa sahip aşiretlerden biri Karakeçililer'dir. Aslen Oğuzların Kayı boyundan oldukları düşünülür. Karakeçililer'in damgası olan X, 24 Oğuz boyundan biri olan Avşar'ların damgasıdır. Siverek ilçesine bağlı 60-70 kadar Karakeçili köyü vardır. Hemen hepsinin adı öz Türkçe'dir. Örneğin; Ağaören, Deliktaş, Karayük (Karahöyük), Kurtini, Karadibek, Daşlı, Bozkuyu, Kapaklı, Böğdük, Göllü, Payamlı (Bademli), Toru, Saluca, Çiğini vb. Siverek Karakeçilileri yakın zamana kadar Kürtçe konuşmakta ve kendilerinin Kürt olduklarını sanmaktaydılar. Ancak, daha sonra Anadolu'da çok sayıda yörede yaşayan akrabaları vasıtasıyla Türk olduklarını öğrendiler. Siverek Karakeçililer'in akrabaları (aynı boydan) olan diğer Karakeçili yerleşimleri şunlardır; Eskişehir, Balıkesir, Adapazarı, Kırıkkale, Gaziantep'te; Körkün, Barak, Hacıbayram. Bu şehirlerdeki Karakeçililerin hepsi Türk olduklarını bilir, hepsinin anadili Türkçedir. Ayrıca, Ankara Haymana Karakeçili Beldesi, Bingöl Simsar Köyü halkı da Karakeçilidir. 


Sonuç olarak, Zazaların ''asli'' köken itibariyle Türk oldukları, yerli ve yabancı çok sayıda araştırmacının ortaya koyduğu ortak tespittir. Zazaların büyük bir bölümü bu gerçeği bilmektedir. Ancak, Osmanlı'dan bu yana devletin ve şartlanmış halkın, Zazaları Kürt görmesinin, Zazaları Kürtlüğe itmesinin, bölücü çevrelerin Zazaların Kürtleştirme propagandaları karşısında önlem alınmamasının, Devlet'in Zazaları yalnız bırakmasının tabii bir sonucu olarak, bir kısım da olsa Kürtlüğü bir üst kimlik olarak benimseyen bir grup Zaza mevcuttur. 


Devlet ve toplum olarak, bugün bir zaafı olan bugünkü etniklik politikasının değiştirilmesi, bilimsel olan, gerçekçi, doğru, bilinçli bir etniklik politikasının benimsenmesi şarttır. Ek olarak, TV, basın ve eğitim imkanları bu hedef doğrultusunda seferber edilmelidir. Bunun için, özel bir propaganda kampanyasına ihtiyaç yoktur, bilimsel verilerin yansız olarak ortaya konması yeterlidir. Çünkü bilim, hakikat, Türkiye'nin ulusal bütünlüğünün birlik ve beraberliğinin yanındadır. Ancak ne yazık ki, bugün hala hatada ısrar edilmekte, vatanseverliklerinden kuşku duyulamayacak önemli ve etkin kişiler dahi hâlâ, geniş kitlelere hitap eden özel TV programlarında, basında hala Zazalara Kürt demekte ve Zazacayı Kürtçe'nin bir lehçesi olarak tanımlamaktadırlar. Aynı hata Devlet TV'sinde de tekrarlanmaktadır. Asırlardır süre devletin ve toplumun Kürtlük dayatması karşısında, bölücülerin bu kadar yoğun beyin yıkama kampanyaları, propagandaları karşısında, yalnız bırakılan, eğitimsiz ve Tunceli acısını da yaşamış Zazaların Kürtlüğe bu kadar güçlü direnişleri, her türlü takdirin ötesindedir. Yabancı kaynaklarda dahi, bölücü Kürtçü kesimin,güçbirliği sağlamak amacıyla Zazaların Kürtleştirilmesine büyük önem verdiklerini, bu yolda gerçekleri nasıl tahrif ettiklerini açıkça belirtirken, ilgililerin, yetkililerin duyarsızlığına, gafletine, dalaletine isyan etmemek mümkün değildir. Devlet bu konuya derhal eğilmeli ve tahrik niteliği ortada olan yanlışlara meydan vermeyi önleyecek önlemler derhal almalıdır.Kaldı ki, bilimsel gerçekte bunu emretmektedir. Türkiye, kültür politikasının önemini, kültür politikalarının temellendiren sosyal bilimler değerini idrak etmedikçe, bunun ağır bedelini ödemek zorundadır. Kültür politikasındaki duyarsızlık ve ihmallerin sonuçları sadece mili birlik ve beraberliği tehdit eden gelişmelere değil,daha pek çok yıkıma yol açar, açmaktadır. Kalkınmanın, gelişmenin, güçlenmenin temeli, milli birlik, huzurdur. Bunun temeli ise ulusal bilinçtir, ulusal kültürdür. Ekonomi ve teknoloji, her şey olmadıkları gibi, kültürel, sosyal yapının birer sonuçlarıdır. Türkiye artık bu gerçeği kavramak zorundadır. 

----------------------------------------------------------------------

Dipnotlar; (1)Belgelerle Türk Tarihi,sf.5. (2)ATASE Arşivi,Ask.Tar.Str.Etüd.Başk.'lığ,Alg 2750,D301 F.1 (3)M.Zülfü Yolga,Dersim Tarihi,sf.37. (4)M.V.Bruinessen,Birikim Dergisi,sayı 88,çev.,Özgür Gökmen,Ağustos 1994. (5)-(6)Ag.dergi. (7)İrene Melinkof,Uyur İdik Uyardılar,Cem Yay.İstanbul,1999 (8)Moltke'nin Türkiye Mektupları,sf.191,çev.Hayrullah Örs,Remzi Yay. (9)Dr.Mahmud Rişvanoğlu,Deoğu Aşiretleri ve Emperyalizm,sf.113. (10)M.Eröz,TBMM Gizli Celse Zabıtlar,cilt II.,sf.252. (11)Cemal Şener,Alevilerin Etnik Kimliği,2.baskı,sf.127. (12)Bilal Aksoy,Tarihsel Süreç İçerisinde Tunceli,sf.134-135. (13)-(14)Age.,sf.23. (15)Doç.Dr.İbrahim Yılmazçelik,19.Yüzyılın II:Yarısında Dersin Sancağı. (16)Age.,sf.173. (17)Dr.Mahut Rişvanoğlu,Doğu aşiretleri ve Emperyalizm,sf.39. (18)Dr.M.Rişvanoğlu,Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm,sf.114. (19)-(20)Age.,23,24-21. (21)Age.,sf.23;(Hikmet Bayur,18.18 a.s6.C.I.Hint.Tar.)


Kaynak: http://siyasiprogram.com/index.php/analiz-dosya/274-zazalarin-etnik-yapisi



UÇAN AT “TULPAR”

3 Ekim 2011 Pazartesi
Türk destanlarında atlar da sahipleri kadar olağanüstü özelliklere sahiptirler. İnsan dilinden anlayan ve insan gibi konuşabilen atlar, çoğu zaman sahiplerini tehlikelerden korurlar ve ölümden kurtarırlar. Uçma yeteneğine sahip olan bu atlar eski Türk destanlarında Tulpar adıyla bilinirler. 


Başkurt inançlarına göre Tulpar adı verilen kanatlı atın kanatlarını hiç kimse göremez. Tulpar kanatlarını, yalnız karanlıkta, büyük engelleri ve mesafeleri aşarken açar. Eğer birisi tarafından Tulpar’ın kanatları görülürse, Tulpar’ın kaybolacağına inanılır. 


Başkurtların kahramanlık destanı olan Ural Batır’da ata tapınmanın izleri korunmuştur. Bu destanda, Tulpar adı verilen kanatlı atlardan olan Akbuzat ve Sarat, gökyüzünde yaşayan tanrısal atlardır. Akbuzat, Göklerin hâkimi Samrav’ın karısı Koyaş’tan (Güneş’ten) doğmuş olan kızları Humay’ın kutsal atıdır. Sarat ise, Samrav’ın Ay’dan doğmuş olan kızı Ayhılu’nun atıdır. 


Ural Batır ve Akbuzat rivayetlerinde dev at Akbuzat, kahramanların koruyucusu ve yeryüzündeki atların neslini devam ettiren aygır rolünde ortaya çıkar(Sagitov1986:125). 


Başkurt rivayetlerine göre, Büyükayı’nın en dıştaki iki yıldızı semavi atlar olup, adları Buzat (Boz at) ve Sarat (Sarı at) olarak bilinir (Sagitov 1986: 125). 


Karaçay Malkar folklorunda da Küçükayı’nın iki yıldızı Sarı aygır ve Toru (Doru) aygır adlarıyla tanınır (Tavkul2000:100). 


Eski Türk destanlarının Tulpar adını taşıyan uçan at motifine Kuzey Batı Türk lehçelerinin hemen hepsinde ve Uygurca’da rastlamak mümkündür. Tulpar adlı uçan at İdil Ural’da Başkurtlar ve Kazan Tatarları arasında, Orta Asya’da Kazaklar, Kırgızlar, Altaylar, Karakalpaklar arasında olduğu kadar, Kafkaslarda Karaçay Malkarlılar ve Kumuklar arasında da yaşayan en canlı destan unsurudur. 


Çeşitli dillerde konuşan Kafkasya halklarının dillerinde ve folklorlarında da Tulpar adının karşımıza çıkması, onların Kumuk ve Karaçay Malkar Türkleriyle girdikleri kültür etkileşimin bir sonucudur. 


KumukTürkçesinde ; 


Tulpar dünyanı birevü buççagında busa da, öz yılkısın tabar (Tulpar dünyanın bir köşesinde olsa da, kendi sürüsünü bulur) 


atasözünde tezahür eden Tulpar adı, onların komşuları olan çeşitli Dağıstan halklarının dillerinde de kendisine bir yer bulmuştur. Avar, Lak, Andi, Dargı ve Tabasaran dillerindeTulpar kelimesi yaşamaktadır(Abdullayev1982:2829). 


Prof. Dr. Ufuk Tavul Ankara Üniversitesi 


FOTOĞRAF: Kazakistan Devlet Armasında Tulpar 



KAYNAK: http://www.yenidenergenekon.com/580-ucan-at-tulpar/