Moğolistan’da yeni Türk izleri bulundu

25 Ağustos 2011 Perşembe





21 Ağustos 2011

Moğolistan’da günümüzde Karabalgasun denilen, Uygur Kağanlığının başkenti Ordubalık'ın güneyindeki Dörnbelgin bölgesinde, 2006'dan beri sürdürülen kazı çalışmalarında, Uygur Kağanlığına ait kurganlar (mezar) bulundu.


Mezarların üzerinde Göktürk alfabesiyle yazılmış bir yazıt bulundu. Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, “Bu iki satırlık metin Türk dili tarihi açısından son derece önemli bir buluş. Yazıtın okunmasıyla Türk dili tarihi açısından önemli bilgiler elde edileceğine inanıyoruz” dedi. 


Prof. Dr. Akalın, o zamanki adıyla Ötüken bölgesi denilen bölgedeki anıt mezarlarda kağanların, prenslerin ve şehzadelerin gömülü olduğunun düşünüldüğünü anlattı. Göçebe teriminin ancak bir yaşam tarzı olarak bir diyardan başka diyara gidip yaşayan topluluklar için kullanılabileceğini savunan Prof. Dr. Akalın, “Burada Türk uygarlığının yerleşik bir medeniyet kurduğunu açıkça görebiliyoruz. Moğolistan’da toprağı kazdığımızda Türk dilinin ve uygarlığının izleri ortaya çıkıyor” dedi.


Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/18540548.asp

* * *


                KARABALSAGUN YAZITI


Kaynak: http://www.dilimiz.com/belgeler/mogolistan.htm



Bezeklik Bin Buda Mağaralarındaki Uygur Tasvirleri

16 Ağustos 2011 Salı

Bezeklik Bin Buda Mağarası’nın kayıp duvar resimleri

Yaklaşık yüz yıl önce Albert van Le Coq tarafından Orta Asyaya düzenlenen Alman keşif seferi sonucunda Turfan yakınlarındaki Bezeklik Bin Buda Mağaraları yerel göçebe halkın yaşadığı alanda neredeyse kuma gömülü bir halde bulundu.




















Alman keşif ekibi tarafından hazırlanan Bezeklik Mağara krokisi




Albert Grünwedel tarafından çizilmiş Bezeklik kat planı

Her ne kadar Bezeklik, Uygur dilinde “tablo ve süs eşyalarının bulunduğu yer veya güzel dekore edilmiş bir yer” anlamına gelse de mağaraların böylesine korkunç derecede harap olmasının ardındaki nedeni hiç kimse tahmin bile edemez. Ancak Alman arkeologların mağaralar içinde birikmiş derin kum katmanlarını temizlemeye başlamalarıyla birlikte en güzel renklerle boyalı olağanüstü onlarca duvar resmi gözler önüne serilmeye başladı.


Oturan Budalar
Ejderha, Gölet Sahnesi

Oysa ziyaretçiler mağaraların duvarlarını süsleyen zarif duvar resimlerini artık bulamayacaklar. Yaklaşık yüz yıl önce çöl kumları altından gün yüzüne çıkarılan duvar resimlerine ne olduğunu merak edeceklerdir.

Bezeklik Bin Buda Mağaralarındaki bazı duvar resimlerinin ortadan kaybolmasının nedeni bölgeye araştırma amaçlı gelen Almanya, İngiltere ve Japonya gibi çeşitli  uluslar arası keşif ekiplerinin bölgeye gitmesi ve ortaya koydukları çalışma yöntemleridir. Mağaralardaki bir çok duvar resmi, el yazması ve Budist heykeller araştırma amaçlı gelen ekipler tarafından emeklerinin meyveleri olarak kendi ülkelerine götürülmüştür. Özellikle Alman keşif ekibi parçalara ayırdığı çok sayıda duvar resmini ülkelerine götürmüştür.


Vaiśravana

Değerli çiçek motifi

Bezeklik Bin Buda Mağaralarındaki Uygur Tasvirleri

Tarihi İpek Yolu Kuzey Rotası üzerinde önemli bir kavşak olan Bezeklik Bin Buda Mağaraları mevki Turfan üzerinde yer almaktadır.

Bezeklik Bin Buda Mağaraları, inşasında Uygurların eli olan muhtelif Budist eserlerden en geniş olanıdır.

Mağara resimlerinde ve diğer eserlerde, komşu kazılardaki diğer Budist sembollerde olduğu gibi, Uygur kraliyetinin ve soylularının ihsanlarda bulunan, hayır sahibi kişiler olarak tasvir edildiğini görürüz. Bu sanat eserleri Uygurların içinde bulundukları zamana nasıl baktıkları hakkında bizlere bilgi vermektedir.


“Erkek bağışçılar”(9. – 12. Yy.), İki sıra halinde dizilmiş rengarenk giymiş erkek bağışçılar ateş kırmızısı bir zemin üzerine resmedilmiş. Baş kısımlarında Uygurca yazılar bulunan her bir bağışçı iki eliyle bir çiçek tutmaktadır. Üst sıradaki sekiz bağışçının başlıkları ile sol alt sıradaki dört bağışçının başlıklarının ve sağ alt sıradaki dört bağışçının başlıklarının farklı olduklarını görebilirsiniz.


"Kadın bağışçılar" (9.-12. YY.), Bu eserde ise küçük ahşap çubuklarla saçları şekillendirilmiş Uygur kadını tasvir edilmiştir. Erkek bağışçılarda olduğu gibi, karın boşluklarında birleştirdikleri ellerinde çiçek tutmaktadırlar.

“Bir bağışçı” (9. yüzyıl), Bu eserde gösterilen erkek bağışçı birden fazla satırla tasvir edilmiştir. Elinde çiçek tutan bu erkek büyük ihtimalle ya kraliyet üyesi ya da bir asildir.




Bir asilzade, kar beyaz saçları, kalın bir bıyık ve sakal, elinde bir çiçek tutuyor. Sağında ve solunda küçük bir çocuk tasvir edilmiş.

---------------------------------------

(1) KAYNAK: Nadir Kitaplar Serisi – Bezeklik

     ÇEVİRİ: Alper T.SOLAK






http://dsr.nii.ac.jp/rarebook/01/index.html.en

Türkçenin Atlarla ilgisi

9 Ağustos 2011 Salı
(ya da Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışı)


Türklerin tarih sahnesine çıkışını Orhun yazıtlarıyla başlatmak Türklere karşı çok büyük bir haksızlıktır.


Oysa "Türk demek, Türkçe demektir (Atatürk)" özdeyişinden yola çıkarak Türkçenin en az 11.000 yıllık bir dil, Türk Medeniyetinin ise en az 11.000 yıllık bir medeniyet olduğunu artık kanıtlayabiliyoruz.


Şöyle ki:


Kuzey Amerika yerlilerinde günümüzde bilinen yüzlerce Türkçe sözcük vardır.Bu sözcüklerin arasında bir dil bilimci için çok önemli olan ve tesadüf olasılığını ortadan kaldıran, örneğin "Çapul Tepek" (çapulcular tepesi) gibi "çift sözcükler"in de bulunduğunu eski diller uzmanı, tarihçi Tahsin Bey (Sonradan Mayatepek soyadını almıştır) belirterek, 02.11.1932 tarihinde yapılan 1.Tarih Kongresi'ne sunduğu ön raporda, Orta Amerika/Maya Uygarlığı'nın dil ve kültürü ile Anadolu / Orta Asya kültür ve uygarlığı arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunduğunu ortaya koymuştu. Tahsin bey Maya dilinde “çapultepek” örneğine benzer 120 Türkçe sözcük keşfetmişti.



Sadece sn Tahsin Mayatepek de değil, Sn M.Necati Özfatura’nın bildirdiğine göre Fransız dil bilimcisi Dumesnil, Kızılderili dilinde 320 Türkçe kelime tespit etmiştir. Sadece o da değil. 1964 yılında çıkan New York Times’in “Science” (Bilim) ekinde Amerika kıt’asına (Kuzey ve Güney) olmak üzere ilk kültür taşıyıcıları yani (ilk ayak basanları) bir harita olarak neşredilmiştir. İlk sırayı M.Ö. 4000-5000 yılları “TURKS” olarak gösterir. Orta Asya’dan Bering Boğazı yoluyla gelenler çoğunluk olarak Kuzey ve Orta ve az da olsa Güney Amerika’ya yerleşmişlerdir. 1673’te John Jocelya isimli yazar, Mohawk Kızılderililerinin Tatarca Türkçesi konuştuğunu yazdı. Ünlü bilgin Von Humboldt da 1800 tarihinde yazdığı eserde Amerika kıtasında konuşulan 137 kelimenin Ural-Altay ve Uygurca olduğunu yazmıştır. 1924 yılında Rio’da toplanan 20. Amerikanistler Kongresi’nde Çinli Toung-De Kien, Kızılderililerin Altay menşeli olduklarını beyan etmiştir.


1935 yılında Roma’da toplanan 19. Oryantalistler Kongresinde Prof. Ferrario, Türkçe ile İnka (Kevça) dilleri arasındaki benzerlikleri ortaya koydu. Dr. Calvin Kephart, Kızılderililer için açıkça, Türkler ve Turanlılar tabirini kullanmıştır. Bilim adamı Dumezil, İnkalar’ın (Kıçva) dilinin, Çuvaş Türkçesi ile aynı olduğunu ifade etmiştir.


Sn Oğuz DÜZGÜN’ise www.native-languages.org ‘u baz alarak yaptığı araştırmalarda çeşitli Kızılderili lehçelerinde Türkçeyle aynı olan çok sayıda kelime takıları, kelime türetme yöntemleri ve ses uyumları ile birlikte daha yüzlerce Türkçe sözcük bulmuştur.


Kızılderili dillerindeki bu sözcüklerin en mantıklı açıklaması ise bu sözcüklerin Asya’dan Kuzey Amerika’ya Bering Boğazı üzerinden yapılan göçlerle Kızılderililere geçmiş olmasıdır.


Bu sayede Türkçe’nin en az 11.000 yıllık bir dil olduğunu dolayısıyla Türklerin en az 11.000 yıl önce tarih sahnesinde yerlerini almış olduğunu TÜRKÇE SAYESİNDE kanıtlayabiliyoruz.


Bu Türkçe sözcüklerin Kuzey Amerika'ya geçişi sadece 11.000 yıl öncesinde mümkündü. Çünkü 11.000 yıl önceki buzul çağı öncesinde Bering Boğazı bir kara yoluydu. İlişkteki resim ise Bering Boğazı'nın 10.000 yıl önceki durumunu göstermektedir. O çağda Bering Boğazı bir kara yoludur. Kızılderililerin Türk olduğu iddiaları konusuna girmeyeceğim, ama bu Türkçe sözcüklere bakarak Kızılderililerin Bering Boğazı üzerinden Türklerle bir şekilde temas kurmuş oldukları kesindir. 


Buzul çağı öncesinde Bering Boğazının bir göç ve kara yolu olduğunun çok önemli bir diğer kanıtı ise Anavatanı Amerika olan günümüzdeki at neslinin (Pliohippusbuzul çağında otlak ve yaşam alanları yok olduğu için Kuzey Amerika’da son bulmuş olması, ama Asya’da sürmesidir.


















Atların Anavatanı Amerika'dır.


Atlar Asya’ya Buzul çağı öncesinde bir kara yolu olan Bering Boğazı üzerinden geçmişlerdir. (Aynı anda Türkçe de aynı yoldan diğer istikamete Asya’dan Kuzey Amerika’ya geçmiştir.) 


Sengel Yolunda Göçebe Kazaklar At Sürüleriyle

Kuzey Amerika’da nesilleri tükenen atlar, Asya’da nesillerinin sürmesini ise onları ilk evcilleştiren ve onları koruyup besleyerek Buzul çağını atlatmalarını sağlayan kavim olan Türklere borçludurlar. 


Arkeolog Viktor Zayberg, Kuzey Kazakistan bölgesinde yapılan çalışmalarda bu konuda çok sayıda bulguya rastladıklarını söyledi. 6 bin yıl kadar önce Kuzey Kazakistan'da yaşayan Botaystsıyların kımız içen ilk topluluk olduğunu ifade eden Zayberg, bulgularının, bilinenin aksine atların evcilleştirildiği tarihi 5 bin yıl değil 6 bin yıldan daha öncesine götürdüğünü açıkladı.


Atı ilk ehlileştirenler, gem ve üzengiyi icat edenler Türklerdir.


1492'de Amerika keşfedildiğinde Amerika kıtasında bir tane bile at yoktu. Belki okurlara ilginç gelecek ama, Kristof Kolomb’un gemisinde Amerika kıtasına ayak basan ilk at o sırada aslında atalarının toprağına “yeniden” ayak basıyordu.


Günümüzde at neslinin hâlâ var olması Türklerin insanlık tarihine bir armağanıdır. 


Günümüzde neslinin devamını Türklere borçlu olan atlar  böylece Türkçe’nin 11.000 yıl önce Kuzey Amerika’ya nasıl geçtiğinin ve Türkçe'nin en az 11.000 yıllık bir dil ve Türk medeniyetinin en az 11.000 yıllık bir medeniyet olduğunun olduğunun en büyük kanıtını Türklere sunarak borçlarını ödemiş olmaktadır.

 ***
Türkçe üzerine yapılan bu araştırmaların günümüz Türkiye’sinin bir Türk Vatanı olarak Türkiye’nin coğrafi tartışılmazlığına çok önemli bir siyasi katkısı da vardır.


Bilindiği gibi Avrupalılar "Türklerin Asya’dan gelen istilacı bir kavim olduğu" tezini sık sık işlemektedir.


Biz ise Türkçenin tarihi konusundaki bilgi yetersizliğimizden dolayı Anadolu’ya ilk kez 1071’de girdiğimizi söyleyerek bu tezlere adeta çanak tutmaktayız.


Oysa, ünlü Dil Bilimci, Arkeolog Prof. Dr. Kâzım Mirşan Ege kıyılarında düne kadar okunamayan Pelasg, Frigya ve Likya yazıtlarını TÜRKÇEolarak okumayı başarmış, Paris Sorbon Üniversitesi Öğretim üyesi Halkbilimci Türkolog Haluk Tarcan ise M.Ö 6000 yılında (yani günümüzden 8.000 yıl önce) bu günkü İstanbul boğazında Türklerin “OY-URUM-AT- adında devlet kurmuş olduklarını TÜRKÇE SAYESİNDE kanıtlamıştır. (İstanbul Metro inşaatında ortaya çıkan ve Tayyip’in çanak çömlek dediği buluntular bu zamana aittir.)


Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı da Kâzım Mirşan ve Haluk Tarcan’ın bu bilimsel araştırmalarına ve bu bulgularına dikkat çekmiş, böylece bu sayede Avrupalıların bizi Anadolu’da, “Asya’ya geri sürülmesi gereken istilacı bir kavim” olarak gösterme çabalarında öne sürdükleri “istilacı kavim” gerekçesinin çürütülmüş olduğunu vurgulamıştır.


 SONUÇ:
                                                                

*        Türkçe dünyanın en eski ve en köklü dilidir.
*       Türkler Anadolu’da 1071-Malazgirt’ten çok daha önce de varlardı.       
*Türkler bu toprakların asıl ve en eski sahibidirler.*       Atı ilk ehlileştirmeyi başaran Türk medeniyeti en az 11.000 yıllı bir medeniyettir.


Son söz: 


Kâzım Mirşan kanıtlamıştır ki ilk Türk alfabesinin (tamga) ilk harfi  "AT"tır. 
Anlamı ise "bir yerden bir yere taşımak"tır!


Saygılarımla,
A.Tamtürk




Haluk Tarcan Ceviz Kabuğu'nda



"Avrupa, Medeniyeti Türklere Borçludur"
                                            Prof. Dr. Kâzım Mirşan
                                            (Dil Bilimci, Arkeolog)



Dipnot: 

Bu konuda daha ayrıntılı bilgilenmek isteyenlere Bilkent Üniversitesi'ndeki şu sunumu izlemelerini öneririm: (Özellikle "dakika 33:00"e dikkat isterim :)
http://video.google.com/videoplay?docid=-7178552145955689941



KAYNAK: http://a-tamturk.blogspot.com/2011/07/turkce-ve-atlar-ya-da-turklerin-tarih.html