ESİR DOĞU TÜRKİSTAN’DA MAZLUM BİR TÜRK ŞEHRİ: HOTEN

1 Kasım 2010 Pazartesi
Doğu Türkistan’da, Türk kültürünün en zengin hazinelerini taşıyan şehirler bulunmaktadır. Bu şehirler, tarihin en eski çağlarından günümüze ulaşan birer köprü durumundadırlar. Orta Asya Türk tarihinin günümüze yansımalarını Doğu Türkistan’ın söz konusu müstesna beldelerinde bulabiliyoruz. Eski Türklerin yerleşik kültürlerde de dünya çapında verdiği örnekleri görmekteyiz. Aslında Çin’in, batıya açılan kapısı Tunhuang’dan başlayarak, Hazar denizine, hatta Karadeniz’e kadar uzanan sahada birçok eski Türk kültür merkezi tesis edilmişti. Bunların daha önce Türkleşenleri Doğu Türkistan‘da kurulanlardır. Bir bakıma Doğu Türkistan yerleşik Türklüğün en eski yurdu sayılır.

Hami (Barköl, Kumul), Turfan (Beşbalık, Koço, Kao Ch’ang), Karaşar, Kuca, Aksu, Kaşgar, Hoten ve Çerçen, çevreleriyle birlikte milâddan önceki çağlardan itibaren günümüze dek varlığını sürdüren şehirlerdir. Bunlar zaman zaman şehir devletleri haline gelip Orta Asya tarihinde söz sahibi oldular.

Sandıklar dolusu yazmalar Avrupa’ya kaçırılıyor

Biz burada Hoten şehrinin, en eski çağlardan modern zamanlara kadar olan tarihini incelemeye çalışacağız.Araştırmamızı yaparken, Hoten hakkında en orijinal bilgilere sahip Çin kaynaklarına başvurduk. Milâddan önceki Han hanedanından Ming hanedanına kadar bütün resmî tarihlerde Hoten’e ait müstakil bölümler vardır. Bu bir bakıma Hoten’e, Çinlilerin çağlar boyu verdiği önemi göstermektedir.


Tarihî ipek yolunun üzerinde olmasının büyük önem kazandırdığı Hoten şehri, Orta Asya’da Budizm merkezi olma hüviyetiyle şöhret bulmuştu. Bu özelliği, Hoten’den günümüze çok sayıda arkeolojik ve yazma eser kalmasına sebep olmuştur. Hoten, kurulduğu şehirle birlikte bulunduğu vahaya da ad olmuştur. Topraklarında ve nehirlerinde Asya’nın en güzel yeşim taşı’nın çıkması, Hoten’i meşhur eden bir başka sebep idi. Ancak öncelikle belirtmek gerekir ki, yüzyılımızın başlarında Doğu Türkistan’ın tarihî zenginliklerine göz diken batılı araştırıcılar, Hoten’i de yağma ettiler.Sandıklar dolusu yazmalar ve diğer tarihî eserler Avrupa müzelerine taşındı.


Coğrafi yapı

Pamir-Altın Dağları silsilesinin kuzeyinde bulunan Hoten vahası, 1300-1500 m. yüksekliğindedir. Tarım ırmağının bir kolu olan Hoten-Derya’nın orta bölümünde 1600 km Tik bir alanı işgal etmektedir. Nüfusu hakkında kesin rakam vermek mümkün olmayan Hoten’in 1964 yılma göre şehir insan sayısı 50 bin idi. Genel nüfusu çevresiyle birlikte tahminen 300 binden fazladır. 1984 yılı itibariyle Hoten’de doğum hızı binde 29.28, ölüm hızı binde 8.95, nüfus artış hızı binde 20.33′tür. Hoten vahasında kmye 100-110 kişi düşmektedir.

Hoten-Derya ırmağından açılmış olan kanallar sayesinde toprak sulanmakta ve verimlilik artırılmaktadır. Neticede eski çağlardan beri meyvacılık, bağcılık ve pamukçuluk gelişmiştir. Bunun yanında hayvancılık ve ipekçilik de halkın uğraşları arasındadır. Etraftaki bozkırlarda beslenen koyunlar ve bunların ince yünü meşhurdur. Ekili sahaların nisbeti Hotan vahasında yüzde 40′dır.

Hoten’in ilk ismi Yotkan’dır. Aslında bu mevki Hoten’in 11 km. batısında bir köydür. Bu isimden dolayı Çin kaynaklarına Yüt’ien şeklinde geçmiştir. Ayrıca Ch’üsatanna (Hindçe Kustanaka – yerin göğsü), Huanna, Ch’ütan, Yutun ve Hetan gibi isimlerle de zikredilmiştir. (Hsin T’ang Shu 221A, s.6235). İslâm kaynaklarında Hoten, Hotan (Khotanj gibi isimlerle kaydedilmiştir.


Orta Asya’nın merkezi


Milâddan önceki çağlardan itibaren Hoten şehri Budist ve Tibet kültürlerini Ona Asya’ya bağlayan en önemli merkez olarak gelişti. Orta Asya’da ve hatta Batı Çin’de yeşim taşı sadece Hoten’de çıkardı. Şehrin 11 km. doğusundaki Sarı nehir adıyla bilinen Shuchih ırmağı, 8 km. batısında Tali ırmağı vardı. Bu ırmak isimlerinin Hoten dilinde anlamları; doğusundaki Beyaz Yeşim Taşı, batısındaki Yeşil Yeşim Taşıydı ve sonbaharlarda kururlardı. Bu sebepten Çinliler tarih boyunca Hoten’e büyük ehemmiyet vermişler ve yeşim taşı elde etmek için onlarla iyi geçinmeye çalışmışlardı. Diğer taraftan Hindistan ve Tibet’e yakın olması, şehre, bir bakıma Orta Asya’nın merkezi olma fırsatını da kazandırmıştır.

Zengin Arkeolojik miras

Bu yüzyılın başlarında Hoten vahasında, Macar asıllı İngiliz Aurel Stein tarafından yapılan kazılarda birçok arkeolojik kalıntı ve ağaç levhalar üzeri¬ne yazılmış el yazması ortaya çıkarılmıştır. A. Stein, ele geçirdiği yüzlerce sandık el yazmalarını İngiltere’ye taşımıştır. Bulunan metinlerin bir kısmı Budizm dini’yle ilgili olup, Sanskritçe’dir. Mektupların dili ise Praktikçedir. (Hindçe’nin bir dialekti). Aslında ilk yazılı vesikalar Hindçe’nin bir diyalekti ile yazılmış iken sonraları İran etkili An dili görülmektedir. Söz konusu harabeler bugünkü Hoten’in 8.5 km. batısındadır. Harabeler arasında yüzden fazla manastır vardır. Bulunan en eski abide M.S. 269 yılına aittir. Yapılan kazılar neticesinde yer altından, manastırların yanında keşiş hücreleri de çıkmıştır. Burada bulunan eserler dinî sanatın her unsurunu ve Hind, Çin, Greko-Budist sanatının özelliklerini taşımaktadır. Ravak bölgesinde yapılan kazılarda meydana çıkan eserlerde, elbise kıvrımlarının Yunanlı şekilleri göze çarpmaktadır. Yotkan ve Niya harabelerinde bilhassa, elinde şimşek ve kalkanla Pallas Athene ile Eros, Herakles ve Zeus görünmektedirler. Apollo başlı Budalar da vardır. Meydana çıkarılan, ağaca yazılı eserler, dış biçimleri bakımından, mektup veya resmî vesika olmak”tan başka bir şeye benzememektedirler. Bunların çoğu resmî talimatname, diğer önemli bir kısmıysa, resmî muhaberat, idare ve emniyet işleriyle ilgili raporlar, celp kağıtları, şikayetler, tevkif müzekkireleri, muhasebe evrakı, amele defterleri ve hesap pusulalarıdır. Bu çağlarda bunlara benzer evrak Hindistan’da dahi ele geçmediği için, Hoten’de bulunan adı geçen levhalar çok değerlidir.

Çin’de Türkistan etkisi

T’ang hanedanlığı (M. S. 618-907) zamanında Pochihna ve oğlu Weich’ih iseng gibi iki büyük ressam çok meşhurdular. 630 yılında Hoten kralı tarafından Çin başkenti Ch’angan’a gönderildiler ve bu alanda temayüz ettiler. Çin de, bu Hoten’li sanatçılar sayesinde Türkistan etkisi başladı. Çin başkentine en iyi atlar Fergana ve Hoten’den getiriliyordu.

Milâddan önce 138-126 yılları arasında, batı aleminin zenginliklerinin keşfiyle birlikte, bu yöne doğru gelişen istilalar neticesinde Çin hakimiyeti, Hoten’e kadar ulaşmıştı. Bu arada, binlerce yıl uzak batı alemiyle münasebeti kuracak olan ipek yolu açıldı, Çin’in batısındaki Tunhuang’dan, batıya doğru uzanan ipek yollarından biri, Hoten‘den geçiyordu. Diğeri ise, Tanrı Dağlarından geçmekteydi. Ancak, bundan çok daha önceleri, Türk kavimleri bu bölgeleri ellerine geçirmişlerdi.

Hun hakimiyeti Orta Asya’yı kapladığından Hoten de, bu devlete bağlanmıştı. Milâttan sonra 46 yılında Hoten gibi ticaret şehirlerinin iç işlerine karışmamaya başlayan Hun’lar, daha sonra Yarkend’lilerin Hoten’i baskı altında alması üzerine, Hoten’i destekleyip, Yarkend’lilerin mağlup olmasını sağladılar. M. S. 61 yılında, kuvvetlenen Hoten, Yarkend krallığını hakimiyeti altına aldı. Bu arada onların otuz bin askere ulaşmaları, Hunların dikkatini çekmişti. Bu sebeple Hoten’in üzerine yürüdüler. Çok miktarda halı ve ipekli hediyenin gönderilmesi ve teslim olunması karşılığında barış yaptılar. M.S. 74 yılında Çinliler, Doğu Türkistan’a doğru yönelince Hoten onların hâkimiyetine girdi. M.S. 114′ü takıp eden yıllarda Kaşgar krallığının kuvvetlenmesi üzerine Hoten, artık eski önemini yitirmişti. Gök-Türk hâkimiyeti Orta Asya’da tesis edildiğinde (552) Hoten, Batı Gök-Türkleri’ne tabî oldu. Türkistan’daki diğer küçük devletler gibi Hoten de Gök-Türkler’e yıllık vergi veriyordu. 630 yılında I. Gök-Türk devleti yıkıldığında Hoten, Çin’deki T’ang hanedanlığına itaat etti. Bu dönemde Hoten şehrinde Türk adetlerinin çok yerleştiğini gören Çinliler, halk yadırgamasın diye tayin ettikleri valiye Türk unvanı vermişlerdi.

Hatıratlarda Hoten


O yıllarda Hoten’den geçen ünlü Budist rahibi Hsüan Tsang, şehri çok beğenmişti. “Ta T’ang Hsiyüchi, Büyük T’ang’ın Batı Bölgeleri Hatıraları” adlı eserinde, Hoten ahalisinin temiz ahlak olup ilimle ve sanatla meşgul olduklarından bahseder.

Bunun yanında zengin olup eğlenmesini bildiklerini, musikî ve rakstan hoşlandıklarını yün ve deri elbise ile beraber ipek vesair beyaz çuha giydiklerini, yazılarının çok az değişiklikle Hindçe olduğunu belirtir.

744 yılında, Uygur devlet sınırlarına dahil olan Hoten bundan sonra tamamen Türkleşti. 840 yılında Büyük Uygur Kağanlığı’nın Kırgızlar tarafından yıkılmasıyla Beşbalık, Turfan, Kuça ve Aksu tarafına gelen büyük bir Uygur grubunun yanında bir başka kitle de ( Yedi-Su, Kaşgar, Yarkent vs Hoten tarafına yerleşti. Bu bölgede sanat, edebiyat ve ticaret alanlarında kendilerin geliştiren Uygur Türkleri, X. yüzyılın sonlarına doğru, bu vahaya hakîm olan Karahanlı Devleti’ne bağlandılar. İslâm, bu devlet sayesinde Hoten’e ulaşmıştı. İslâmiyet’i Hoten’e götüren hükümdar, Karahanlılardan Yusuf Kadir Han’dır. (1013-14′ten sonra, H. 404).
938 yılında Hoten’e gönderilen Çinli elçi Kao Chühuei’in raporuna göre Hoten halkı üzümden şarap yapar. Bundan başka mavi ve turuncu renkte içkileri vardır. Bu içkilerin hangi maddelerden yapıldığını elçi bilmiyor. Ballı pilav ve kremalı pirzola gözde ikramlardandır. Birçok batıl itikatları vardır. İyi budisttirler. Hükümdarın sarayında menekşe renkli elbise giyen elli rahip bulunmaktadır.

İslâm kaynakları içinde, Hoten hakkında en teferruatlı tasvirlerde bulunan eser, Hudud’ül Alemdir: “Hoten iki nehir arasında kurulmuştur. Hududlarında insan yiyen vahşi insanlar yaşar. Buranın sakinleri genellikle ham ipek ticareti yaparlar. Hoten hükümdarının büyük bir maiyeti vardır. Kendini Türklerin ve Tibetlilerin beyi olarak tanıtır. Çin ve Tibet sınırında oturur. Bu Hoten beyinin, bütün nahiyelerinden sorumlu beyleri vardır. Buradan yedi bin muharip çıkar. Hoten nehrinden yeşim tası elde edilir (terc. Minorsky, s. 85)”.

Galebe taşı

Hoten dağları çok verimliydi. Öküz, koyun, kaçgâv (Tibet öküzü) gibi dört ayaklı hayvanlar çok boldu. Hotende bîr dağdan bir dağa köprü vardır. Söylendiğine göre köprüyü Hotenliler inşâ etmiştir. El-Birunî’nin verdiği bilgiye göre yeşim taşı Hoten mıntakasındaki iki vadiden çıkarılırdı. Bu vadilerden birine Kâş, diğerine Karâkâs denirdi. Bu taşın cinsine “galebe taşı” adı verilirdi. Bundan dolayı Türkler kılıçlarını ve kemerlerini, atlarının eğerlerini, savaşlarda galibiyete ulaşmak için bu taşla süslerlerdi. Sonra başka milletler de buna uydular. Firuzeden daha sert olan bu taş süt rengini andırır. Bu taşı, seller, dağlardan Türk ülkesindeki Su denen vadiye getirirler (R. Şeşen, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri”, s. 198). “Divân-ı Lugât-it Türk”te Tibetlilerin ve Hotenliler’in ayrı dilleri olduğu ve Türkçeyi iyi bilmedikleri kaydedilmiştir.

Hoten vesikalarında Kara Tatarlar. Şato ve Çumul aşiretleri ile birlikte Lob-Nor ve Kansu arasında yaşayan kabilelerden bahsedilmektedir. Ali Şir Neva’î ise, “Ferhad ü Şirin” adlı romanının mevzuunu Harezm ve Hoten Türkleri ile Çinlilerin hayatından almıştır. Karahanlılar zamanında Doğu Türkistan’da Humar Hatun isminde birisinin, oğlunun düğünü dolayısıyla döktürdüğü, üzerinde yazılar olan yedi küp dolu külçe (baliş)Ter, XV. asrın sonlarında Hoten’de bulunmuş ve eritilmiştir. Selçuklulardan Rükneddin Kılıçarslan IV, 1256′da Karakulum’da Moğol kağanının huzuruna gittikten sonra dönüşünde, 28 Kasım tarihiyle İzzeddin Keykavus’a gönderdiği mektubunda Hoten’den geçtiğini belirtmektedir.

İlhanlılar döneminde Hotenli maliye memurları Diyarbekir bölgesine getirtilmiştir. Diğer taraftan Kaşgarlı ve Hotenlilerin, Kayseri, Konya ve Niğde taraflarına yerleştirildikleri de bilinmektedir.

Hakimiyet Mücadeleleri


Karahanlılardan sonra Hoten, Kara-Hıtayların idaresine girdi. Bölgeye ilk hücumlarını 1128 yılında yapan Kara-Hıtaylar, Hoten ile birlikte, İmil, Balasagun ve Kaşgara da hücum etmişlerdi. Bu ilk akın Arslan Han Ahmed Bin Hasan tarafından büyük bir başarıyla önlendi. Ancak, iki yıl sonra (1130) başlayan çok kuvvetli Kara-Hıtay hücumu İmil, Bala-sagun, Kaşgar ve Hoten’e doğru genişledi. Daha sonra Naymanlar’ın hanı Küçlük ve Harezmşah Muhammed arasında Kara-Hıtay Gürhan’ı kim önce yenerse Türkistan’a onun sahip olması konusunda anlaşma yapıldı. Kazanan Hoten’e kadar uzanan bölgelere sahip olacaktı. Küçlük, Muhammedi mağlup edince Kara-Hıtay zulmü altındaki Kaşgar ve Hoten’deki müslümanlara yardım edilemedi.

Moğol kağanı Möngke Han’ın zamanında vassalı Mes’ud Beg’in vilayetleri arasında Hoten’de bulunuyordu. Beşbalık, Kara-Hoça, Almalık, Kaşgar diğer vilayetlerdi, Kubilay döneminde Muhammed oğlu Satılmış, Habaş ve Ramazan adlı Hotenli Türkler. Çin’e gidip Yüan imparatorluğunda çeşitli memuriyetlerde bulundular. Arkasından, Kubilay ile Barak arasındaki mücâdeleler sırasında Hoten Çağataylı tarafından yağmalandı. Ünlü seyyah Marco Polo ise Yarkend’Ie birlikte Hoten’in Çağatay ham Kaydu’ya değil, Çin’deki Kubilay’a bağlı olduklarını bildirmiştir.

1419 yılında Timur’un oğlu Şenruh tarafından Çin’e gönderilen elçi Gıyaseddin Nakkaş, dönüşünde, eşkıyalardan korktuğu için çölden geçmeyi tercih etmiş. 1422 Mayıs’ının 18′inde Hoten’e, 13 Haziran’da Kaşgar’a ulaşmıştı.

XV. asrın sonları ile XVI. asrın başlarında Doğu Türkistan, Çağatay hanları ile birlikte Timur oğullarının taht mücadelelerine sahne oldu. Çağatay hanları mağlup olup, ortadan kaldırılınca Sultan Ebu Bekir Duğlat, Kaşgar, Yeni Hisar, Yarkend, Hoten ve Kuca gibi şehirleri içine alan altı şehrin hükümdarı sıfatıyla kendi bağımsızlığım ilan etti. Ancak, daha sonra Doğu Türkistan’da Hocalar devri başladı. 1754′le Cungarlar’a karşı Kaşgarlılar isyan edince, Hotenliler de buna iştirak ettiler. Fakat, çok geçmeden Çinliler, Hoten de dahil olmak üzere bütün bölgeyi işgal etliler.

Zulme isyan


1826 yılında Cihangir, Kaşar’dan Çinlileri kovunca Hoten, Yeni Hisar ve Yarkend halkı da isyan ederek, Çinlileri defetmişlerdi. Sonra Cihangir’i hükümdar olarak tanıdılar. 1828′de Cihangir, Çinliler tarafından yakalanıp idam edilince Hoten ve diğer şehirler tekrar esaret altına düştü. Hokand hanlarından Muhammed Âli Han 40 bin askerle Kaşgar’a yürümüş, komutanları Hak Kuli ve Mat Yusuf Hocayla Kaşgar’ı Çinlilerden kurtardıktan sonra Yarkend, Hoten ve Aksu’yu da fethetmişti. Buhara Hanlığı bu sırada Hokand Hanlığı’nı tehdit ettiği için, adı geçen ordunun geri dönmesi üzerine burası tekrar Çinlilerin eline geçmişti (1831). 1846 yılında Muhammed Emin (Katta Tora) idaresindeki “Bin Yiğit” (bin kişi)’in isyanı neticesinde Hoten, Çin hâkimiyetinden kurtulma imkanı bulduysa da kısa bir süre sonra 1848′de tekrar Çinlilerin eline düşmüştür. 1861 ayaklanmasından sonra 1864′te teşekkül eden Doğu Türkistan’daki beş küçük devlet içinde Hoten de vardı. 1866-67′de Yakub Bey, gücünü artırdıktan sonra Hoten’de de hâkimiyetini tesis etti. 1877′de Yakub Bey’in ölümü üzerine Hoten valisi Niyaz Beg, Çinlilerin hakimiyetine girmek istemedi. Bu arada Yakub Bey‘in oğlu Beg Kuli Beg, Niyaz Beg’i Hoten’de yenince Niyaz Beg, Çinlilere sığındı. Daha sonra Beg Kuli Beg, Hoten’den geri çekilince Niyaz Beg, Hoten’in bağımsızlığını ilân etti. 18 Ekim 1877′de Beg Kuli Beg yeniden Hoten’i ele geçirdi. 16 Aralık 1877′de bütün Doğu Türkistan tekrar Çin idaresine girdi.

Türk-islam Cumhuriyeti


Çin idaresi, Doğu Türkistan’ın tamamında olduğu gibi Hoten’de de baskıcı bir sömürü düzeni şeklinde 1931 yılına kadar devam etti. Hoten’in bütün tabii kaynaklan ve zenginlikleri Çin tarafından sömürüldü. Buna dayanamayan Doğu Türkistan Türkleri, 1931′de Kumul (Hami)’da bir isyan başlattılar. 1933 yazında Hoten halkı da bu ayaklanmaya katıldı. Mehmed Emin Buğra ile Sabit Damullah liderliğinde başarıya ulaşan bu hareket sonucunda Doğu Türkistan Türk İslâm Cumhuriyeti kuruldu (Kasım 1933).

Doğu Türkistan’ın istiklal mücadelesi 1949′daki komünist işgaline kadar sürdü. Bu tarihten sonra komünist Çin idaresine giren Hoten, günümüzde de bu durumunu devam ettirmektedir. Bu arada, 1955′te kurulan Hsinchiang Uygur Muhtar Cumhuriyeti’ne bağlanmıştır.

Yeni Çin idaresinde karşı Hoten’de, bazı ayaklanmalar yapılmıştır. Fetheddin Mahsum ve Karakaş’lı Abdulhamid Damollam önderliğinde 15 Kasım 1955′de Hoten’e bağlı Atçüy kasabasında bir ayaklanma oldu. Fakat, onların tarafında görünerek ihanet eden bir Çinli albayın sayesinde ayaklanma kısa zamanda başarısızlığa dönüştü. Daha sonra, isyanın liderleri yakalanarak şehid edildi. Bu isyandan sonra ‘Hoten’e yapılacak yatırımlar, on yıllık bir süre için durduruldu. Hoten’den yüksek okula alınan öğrenci sayısı azaltıldı. Ayrıca Hoten’den diğer şehirlere gidiş-gelîşler kısıtlandı. Bütün bu tedbirlere rağmen Hoten’in Honank yöresinde Hadice Han isimli bir kadının, Tevekkül yöresinde ise 1958de Baki Damoila ve Semet Damolla’nın öncülüğünde çiftçiler ayaklandı. Fakat başarıya ulaşılamadı. Nisan 1962′de de Karakaş kazasında Tursun Hafız tarafından kurulan Şarkî Türkistan Partizanları isimli teşkilatın üyeleri faaliyete geçemeden yakalandılar.


Prof. Dr. AHMET TAŞAĞIL



http://ahmettasagil.wordpress.com/2007/01/20/esir-dogu-turkistanda-mazlum-bir-turk-sehri/
 

0 yorum:

Yorum Gönder