Bulgaristan Türklerinin Tarihsel Perspektiften İncelenmesi

24 Ekim 2010 Pazar

XIV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren XIX yüzyıl sonlarına kadar Bulgaristan coğrafyası üzerinde hakimiyetini koruyan Osmanlı Devleti,1878 yılında otonom olma şansı tanıdığı Bulgarlara aynı zamanda demografik dengeler açısından küçümsenemeyecek bir Türk azınlık bırakmıştı.

İmparatorluk Türkiye’sinden Cumhuriyet Türkiye’sine miras en büyük,Türk kitlesinin Bulgaristan’da yaşadığı yadsınamaz.Zira, Balkanlardaki Türk varlığı Türkiye için jeostratejik açıdan büyük önem arz eder.Avrupa’dan gelebilecek olası bir saldırıyı eritme olanağı tanıyan bölgeye Türkiye’nin  reelpollitik eksenden bakması devletin bekası için kaçınılmazdır.

Azınlık,çoğunluktan farklı özellikleri bulunan,çoğunluk tarafından hakları garanti edilmiş bir topluluktur.Ancak,Bulgaristan devletinin uluslar arası hukuk ihlali, özellikle Bulgaristan Prensliğinin kurulması ve demografik dengelerin  Bulgarların lehine değiştirilmesi amacı ile uygulanmaya başlanan baskı, zulüm ve asimilasyon politikaları sonucunda dünya siyasi literatürüne  “Bulgaristan Türk Azınlığı” diye yeni bir kavram girmiştir. Bu kavram, bu tarihten itibaren günümüze kadar Bulgaristan-Türkiye ilişkilerinde belirleyici bir faktör olmuştur. Bu çalışmanın amacı,  Bulgaristan Türk Azınlığı Kavramının açıklanması ve Uluslar arası Antlaşmalarda bu azınlığa tanınan hakların ve bunların uygulanması noktasında ortaya çıkan sorunların değerlendirilmesi olarak özetlenebilir.Bulgaristan’daki Türk azınlık kavramını anlamak şüphesiz ki tarihsel perspektif içerisinde Türk azınlığın konumuna bakmayı gerektirir.Bundan sonra, uluslar arası hukuk açısından Türk Azınlığa verilen ikili ve çok taraflı haklar incelenecek ve konu genel hatlarıyla bir sonuca bağlanacaktır.

Tarihsel Perspektif
XIV.Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyet sahasına giren günümüz Bulgaristan coğrafyası, Devlet tarafından uygulanan sistematik bir iskan politikası sonucu Türk yurdu haline gelmiştir. Bu tarihten başlayarak bölgedeki nüfus dengeleri sürekli Türklerin lehine olan bir gelişme göstermiştir. 19.yüzyılın ortalarına kadar Bulgaristan coğrafyasında Türk nüfus yoğunluğu etkinliğini korumuştur. Bu döneme kadar bölgede hakim olan siyasi otoritenin temel unsuru olan Türkler, bu tarihten itibaren gerek devletin siyasi otoritesinin zayıflaması, gerekse Fransız İhtilalinin sonuçları ve  Avrupa Devletlerinin desteği ile bağımsız Bulgaristan Devleti’nin kurulma çabaları ile birlikte  zor bir duruma düşmüşlerdir..

Bulgaristan, Türk Azınlığın kendi içerisindeki ve uluslararası arenadaki gelişmelerini takip ederken, bu tarihsel süreci dört temel başlık altında sınıflandırarak değerlendirebiliriz.

Bu tarihsel Süreçler:

Prenslik Dönemi (1878 –1908): Bu dönem Bulgaristan’ın  özerk bir devlet olduğu dönemdir. Bu dönemde Bulgaristan hukuken Osmanlı Toprağıdır.

Krallık Dönemi (1908 – 1944): Bu dönem Bulgaristan’ın bağımsızlığını kazanmasından  Sosyalist Devrime kadar geçen dönemdir. Bulgaristan Türkleri için tam manası ile hukuki olarak azınlık döneminin başladığı devredir.

Sosyalist Dönem (1944 – 1989): Bulgaristan Türklerinin en zor dönemi olarak değerlendirilebilecek dönemdir. Bu döneme Damgasını vuran temel unsur, T.Jivkov ve onun baskı politikalarıdır.

Demokrasi Dönemi (1989 - ....): Dünyada Komünizmin çökmesi ve Bulgaristan’ında buna ayak uydurması ile başlayan dönemdir. Bu dönemde Türk azınlığı önceki dönemlere göre çok daha rahatlamış, siyasi ve kültürel haklarını büyük ölçüde geri almış; hatta Bulgaristan’da kurulan koalisyon hükümetlerinde Türklerin Partisi Hak ve Özgürlükler Hareketi hükümet ortağı olmuştur.


I.1.PRENSLİK DÖNEMİ (1878-1908): 1789 Fransız İhtilali’nin sonucunda,uluslararası etkileşimin meydana getirdiği toplumsal milliyetçi reaksiyon, Bulgarlara 1878’de otonom,1908’de ise müstakil bir devlet olma fırsatını tanıyordu.

Rusya’nın güdümü altında homojen bir nüfus yapısı oluşturmaya çalışan Bulgarlar,’Büyük Bulgaristan’ ülküleri doğrultusunda Türkleri katletmekten kaçınmamışlardır.93 Harbi’nden  önce bölge toprakları üzerinde 3 milyon 200 bin kadar nüfus yaşarken;bunların yarısı Müslümanlardan,diğer yarısı ise gayrimüslimlerden oluşmaktaydı.Gayrimüslim potansiyel içinde Bulgarların yanı sıra Sırp,Rum,Ermeni ve  Gagavuz nüfusu da mevcuttur.1 Rus yetkili makamlarınca bir “ırklar ve yok etme” savaşı  olarak uygulanan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ,Rumeli’den Anadolu’ya 1.230.000 Türk’ü muhacir durumuna düşürürken; 261.937 kişinin de ölümüne sebebiyet vermiştir.2 Ayrıca,bu terör ve dehşetten Balkanlardaki kültür mirasımız da nasibini almıştır:Sofya’daki 44 camiden,Filibe’deki 33 camiden geriye sadece birer tane cami kalmıştır.Türkler bu savaştan sonra ilk kez egemen oldukları topraklarda azınlık durumuna düşmüşlerdir.3

Savaş zengin,varlıklı kesim ile aydın sayılabilecek kişileri Anadolu’ya göç  etmeye mecbur kılarken;geride köylü,fakir ve cahil bir kitle bırakmıştır.Bu da Bulgaristan Türklerinin başsız bir gövde olarak hareket etmesine zemin hazırlamıştır.Yine savaş sonrasında imzalanan Berlin Antlaşması,Bulgaristan Türklerinin her türlü siyasi,dini,ekonomik ve sosyal haklarını garanti altına aldığı ve büyük devletlerin de üzerine imza koyduğu bir uygulama olduğu halde,antlaşmanın pratik safhası teorik betimlemelerden çok daha farklı bir şekilde işlemiştir.4

I.2.KRALLIK  DÖNEMİ (1908-1944): II. Meşrutiyetin ilanı sırasındaki boşluktan faydalanan Bulgar Prensliği,1908’de bağımsızlık ilan ederek 1909 yılında da Osmanlı Hükümetiyle İstanbul’da bir protokol imzalayıp resmen tanınmış oluyordu.Bu protokol ile Bulgaristan’daki Türkler üzerinde bir takım düzenlemeler yapılmışken;1912 yılında başlayan Balkan Savaşları,Bulgaristan Türkleri açısından zor günlerin başlangıcı demekti.

Hiç beklenmedik bir anda  Çatalca önlerine kadar ilerleyen Bulgar ordusu,500.000 savunmasız ve masum Türk’ü katletmişlerdir.5 Balkan Savaşları sonrasında imzalanan İstanbul Antlaşması  da Bulgaristan’daki Türk azınlık açısından özel hükümler içermektedir.

I. Dünya Savaşı esnasında Osmanlı Devleti ile Bulgaristan’ın aynı müttefik grubu içerisinde yer almaları Bulgaristan Türkleri için kısa süreli bir nefes alışı da beraberinde getirmiştir.Savaş sonrasında imzalanan Neuilly Antlaşması, Bulgaristan’daki azınlık grupları açısından ileri düzeyde maddeler içermektedir.Alexandr Stambolyski zamanında altın çağlarını yaşayan  Bulgaristan Türkleri Neuilly,Lozan ve 1925 Türk-Bulgar Dostluk Antlaşmalarıyla koruma altına alınmışlardır.Ancak,Çiftçi Partisi’nden sonra iktidara gelen Faşist hükümetler döneminde Türklere yönelik baskı unsurları artmış ve farklı sebeplerle 1913-1934 yılları arasında ortalama olarak her yıl 10-12 bin Türk Anadolu’ya göç etmiştir.6

I.3.KOMÜNİZM DÖNEMİ (1944-1989): 1944 yılında sosyalist-marksist düşünce sisteminin Bulgaristan’da iktidar olması,komşu ülke Türkiye ile ideolojik ayrımı pekiştirecek ve bu sancılı süreç yine Bulgaristan’daki Türk azınlığın başında patlayacaktır.

Komünist ideoloji iktidarının ilk yıllarında  Türklere karşı eşit ve özgürlükçü siyasalar izlenirken,bu siyasalar yerini zamanla ‘tek Bulgar ulusu yaratma’ fikrine bırakmıştır.7 Yapılan uygulamalar Türklerin hayal kırıklığına uğradığını destekler nitelikte olduğundan,komünist düşünce felsefesi Türkler arasında yayılma popülaritesini kaybetmiştir.12 Eylül 1946’da devletleştirilen Türklerin öğrenim gördüğü 2500 ilkokul,67 ortaokul,1 lise ve öğretmen okulu  Bulgar okullarıyla birleştirilmiştir.1959’da Türk azınlık okulları kapatılırken Türkçe seçmeli ders olarak haftada 2 saate indirilmiştir.1974’te tamamen vazgeeçilen uygulama, yapılan haksızlığın boyutu hakkında fikir verebilir.8

1956 yılında Todor Jivkov’un komünist parti  üzerinde nüfuzunu artırması, Türk azınlığın kaygılarını derinleştirmiştir.Bu tarihten itibaren homojen bir  Bulgar nüfusu yaratma gayesiyle sürdürülen asimilasyon hareketi, 1985 yılında doruk noktasına ulaşmıştır.Türk isimlerinin Bulgar isimleriyle değiştirilmesi,dini vecibelerin engellenmesi,komünizm bahanesiyle camilerin kapılarına kilit vurulması, İslam’ın ön gördüğü sünnet olmanın yasaklanması vb... kültürel soykırıma;Türklerin yoğun olarak yaşadığı yerlere yatırım yapılmaması ve Türkçe konuşanlardan zorla para alınması ekonomik soykırıma;bu uygulamalara itiraz edip başkaldıranların öldürülmesi ise fiziki soykırıma açık bir örnek teşkil etmektedir.

Bu dönemdeki göç unsuru değişmeyen ayrı bir unsurdur.

0 yorum:

Yorum Gönder