Sarıkamış Harekâtı

9 Şubat 2010 Salı
Yedek Subay Halil Bey’in günlüklerinde Sarıkamış Harekâtı



Çiçeği burnunda yedek subay Halil Bey'in Nisan 1915'te başlayan Kafkasya Cephesi tanıklıkları, bundan tam doksan yıl öncesine, 8 Ağustos 1916'ya, Halil Ataman'ın Ruslara esir düşüp Sibirya'daki esir kamplarının yolunu tuttuğu güne kadar sürer.




Ali ÖZUYAR – Popüler Tarih / 72.Sayı / Ağustos 2006


Birinci Dünya Sava şı’nda, Kafkasya'da açılan “Doğu Cep hesi’nde ve talihsiz “Sarıkamış Harekâtı” sırasında yaşananlar birçok noktasında, hala gölgelidir, belirsiz dir; ayrıntılar azdır.


Bu cephedeki as kerlerin daha sonra Rusya'daki zorlu esaret yılları hakkında da, belge ve bilgiler sınırlı dır. Ancak diğer cephelerde olduğu gibi Kafkasya Cephe si'nde de, kimi subay ve yedek subayların anı ve günlükleri, bu konularda, kısmen de olsa olaylara ışık tutarlar.


İşte bu günlüklerden biri de Doğu Cephe si'nde savaşan ve uzun yıllar esir kamp larında kalan Halil Ataman'a aittir.


Halil Bey, gün lüklerinde sadece savaş hattında ve esir kampla rında yaşadıklarını anlatmamış, bulunduğu coğrafyadan hareketle edindiği çok önemli gözlem ve izlenimlerine de yer vermiştir.


Bu nedenle de Halil Ata man’ın günlükleri sadece sa vaş tarihi açısından değil, sosyoloji, etnografya, sosyal an tropoloji ve coğrafya açısın dan da değer taşımaktadır.


Halil Bey, 24 Ağustos 1914 tarih ve 4566 sicil nu marasıyla “İhtiyat Zabiti Ta limgâhı'na kaydolur. Burada ki eğitimin ardından, Maç ka’daki Küçük Zabit Mekte bi 'ne gönderilir.


1915'in 14 Şubat'ında ge len bir emir, bu çiçeği burnun da yedek subayın hayat seyri ni değiştirir. Gelen emirde, Kafkasya Cephesi'ne altmış kişinin gönderileceği ve önce liğin gönüllülere ait olduğu bildirilmektedir.

Halil Bey ve Niğdeli üç ar kadaşı, gönüllü olarak bu gö revi kabul ederler. Görev ya pacakları yer, Erzurum'dur. 15 Şubat'ta gönüllülerden oluşan altmış kişilik kafile Haydarpaşa'dan trenle yola çıkar.
Ulukışla'da trenden inen kafile kiraladıkları bir araba ile 25 Şubat'ta Kayseri'ye ulaşır. Kayseri’den sonra Sivas'a gelen kafile burada Mer kez Komutanlığı'nın kendile rini Erzurum’a götürecek araçları göndermesini bekler.


Sivas Taşhan'da iki hafta süren bu bekleyiş Merkez Ko mutanlığı’nın temin ettiği araçların gelmesiyle sona erer.


Taşhan'da kendilerini götürecek aracı bekleyen askerler, gelen “araçları” gördüklerinde, epey şaşırırlar: Kafileyi Erzurum'a taşıyacak “araçlar”, eşeklerden oluşmaktadır. Eş yalar için 6 eşek arabası, askerler için de 60 eşek temin edilmiştir.


Kafile 10 Mart 1915’te yola çıkar, Gündüz eşeksırtında yapılan yolculuk, gece leri yol üzerindeki köylerde sona erer. Erzurum’a kadar seyahat bu koşullarda devam eder. Suşehri'ne doğru yol alan kafile savaşın soğuk ve ürpertici yüzüyle ilk kez bura da tanışır:


“Karşımızda Suşehri'nden öküzlerin çektiği kağnı ara baları geliyor. Bir de ne göre lim. Her kağnının üzerinde 5- 6 tane, elbiseleriyle yatırılmış ve başlarıyla bacakları salla nan asker cesetleri... Sanki beynimizden vurulmuşa dön dük... Soramadık bile bu ne dir diye... Ancak arabaları sayabildim. Bir, iki, üç ... sekiz; evet, tam sekiz araba dolusu asker cesedi...”






Kafile sonraki günlerde, gördükleri bu manzaranın da ha da korkunçlarıyla karşılaşacak ve birçoğunun sonu, kağnı arabasında gördükleri o askerlerin akıbetiyle aynı olacaktır.


Eşek sırtında yapılan uzun ve meşakkatli bu yolculuk kafilenin 1 Nisan'da Erzu rum'a varışıyla sona erer.
Çekilen kuralar sonucu, kafiledeki askerler görev ya pacakları birliklere tayin edilirler.




Halil Bey 10. Kolordu'nun 32. Piyade Tümeni'ne verilir; 1915'in 9 Nisan'ında da, mer kezden üç saat uzaklıktaki tü menine teslim olmak için yola çıkar. Narman'a geldiğinde, ölünceye kadar unutamayaca ğı bir manzara kanını dondurur:


“Kasabanın girişinde kocaman ve insan cesetlerinden oluşan bir loda (yığın). Seksen belki yüz metre uzunluğunda bir ölüler odası görü­lüyor. Bu ceset lodası 2.500 ya da daha fazla askerin ceset lerinin üst üste atılmasından meydana gelen upuzun bir tepe.”


Halil Bey bu ceset yığını anlatmayı şöyle sürdürür:


”Yine aynı yerde, 100'den fazla asker, ellerinde kazma ve küreklerle 50 metre uzun luğunda ve 15- 20 metre geniş liğinde derince ve daha önce hazırlanmış çukurların başın da bekliyorlar.”


“Bir askere bu cesetlerin nereden geldiğini ve ölümleri nin nasıl olduğunu sordum: 'Efendim asker kırımı var, bu mezar dördüncüsü; aha şu görünen tepe gibi bir yer var ya, onlar da mezar' dedi.”






Halil Bey’ in anılarında yer verdiği bu olay, aynı zamanda Kafkasya Cephesi'nde savaşın nasıl ve neden kaybedildiğini göstermesi açısından da önemlidir. Askerin, karşısın daki yedek subaya verdiği yanıt, Halil Bey'in de vurguladı ğı üzere, “Efendim asker kırmı var” şeklindedir.


Soğukla birlikte, Doğu Cephesi'nde askeri en fazla zorlayan ve sıkıntıya sokan, yiyecek sorunu idi. Bu sorun öylesine vahim noktalara ulaşmıştır ki aç kalan asker bulduğu köpek ve leş kargalarını yemeğe başlamıştı. Bu hazin durum, Halil Bey'in anılarında da yer alır.


Halil Bey, tuttuğu günlük lerin birçok yerinde bu soruna değinir. Ataman'ın da dâhil olduğu 94. Alay'ın 3. Ta bur'u, Erzurum'un dağlarında açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalır.


Kış şartlarına uygun giysi ve donanımdan yoksun olan tabur donma tehlikesi riskine rağmen, kuytu bir yer bulamadıklarından, geceyi meyilli bir tepenin eteklerinde kar üzerinde yatarak geçirir.


Gece olduğunda, yattığı tümsekten rahatsız olan bir asker, kasaturasını karın içine sokarak tümseği düzlemeye çalışırken kar tabakasının altında bir arpa demeti olduğunu görür.


İşte tesadüfen bulunan bu arpa demeti, açlık ve soğukla mücadele eden bölüğün yeni den hayata dönmesini sağlar. Diğer askerlerin de yardımıyla kar tabakasının altındaki arpa demetleri çıkarılır. Askerler, arpayı başaklarından ayırarak “kavurga” yaparlar.


27 Nisan da 94. Alay'a Katmar Köyü'nün kuzeyinde ve doğusunda bir savunma hattı kurarak, Rus ilerleyişini durdurma görevi verilir.


Bu mevzide 25 gün kalan Alay; soğuk, açlık ve en önemlisi de bitlerin yol açtığı salgın hastalıkla karşı karşıya kalır. Günde en az 20 asker ölmektedir. 25 günün sonun da Alay'ın imdadına Tümen Komutanı Albay Vehbi Bey yetişir. Vehbi Bey’in çabala rıyla Katmar Köyü'nden ka zanlar getirilir. Bite gömülmüş askerlerin çamaşır ve elbiseleri bu kazanlarda kaynatılarak salgının önüne geçilir ve 94. Alay yeniden hayata döner.


9 Haziran 1915'te Kara dağ eteklerinde Ruslarla yapı lan savaşta, Halil Bey bacağından vurulur. Erzurum'daki Konya Hilaliahmer Hastane si'ne yatırılan Halil Bey iyileştikten sonra 3 Ağustos’ta 3.050 rakımlı tepelerdeki bölüğüne katılır.










Tepenin yeni taburlarla desteklenmesi üzerine Halil Bey ve arkadaşları “Karadağ Müfrezesi"ni oluştururlar. Müfrezenin görevi, tepeyi sa vunmaya elverişli hale getirmektir.


Müfrezenin görev yaptığı tepede Ruslarla mesafe 50 ya da 75 metre kadardır. Burada, Çanakkale Savaşları'nda yaşananlara benzer olaylar yaşa nır. Geçici bir süre de olsa, Ruslarla komşuluk ilişkisi kurulur:


“Düşman bizden, biz düşmandan çekiniyorduk. Bu minval üzere devam eden sessizlik, bizleri birbirimize, tuhaftır, yakınlaştırdı... Bu de­vamlı sessizlik günün birinde “Merhaba Türk askeri” hitabıyla bozuldu ve aramızda selamlaşmalar başladı.”


“Daha sonra da o 75 metre açığın ortasında birleştik, el sıkıştık. Onlar bize çay ve şe ker ikram ettiler, biz de onlara tütün ve fındık ikram ettik ve bu buluşmayı adet edindik.”


“Bu komşuluk bir aydan fazla sürdü. Bu komşuluk hareketini Ruslar başlatmıştı ve yine Ruslar tarafından sona erdirildi.”






Erzincan'daki Aziziye Hastanesi'nde bir süre tedavi gören Ataman, 6 Nisan 1916' da Karasu kenarındaki Çamurlu Köyü'nde bulunan Alay'a iltihak eder.


20 Nisan'da Tümen Komutanı Hakkı Bey, Karasu’nun karşısındaki Pekeriç Köyü'nde düşman olup olma dığını saptamak için, 150 askerden oluşan bir keşif gücünü köye gönderir.


Köy, tepenin yamacında kurulduğundan keşif gücü açık bir hedef durumuna düşer. Açılan Rus ateşi sonucun da 150 askerden kurtulan olmaz.


5 Haziran 1916'da Başkumandan Vekili Enver Paşa, cepheyi teftişe gelir. Teftiş sonunda Enver Paşa’nın verdiği bir emir, 32. Tümen'e bağlı 95. Alay’ın sonunu hazırlar:


32. Tümen'e Kop Dağları ve Kophanlar doğrultusunda hareke te geçip Rus ilerleyişi ni durdurma görevi verir. Tümen hareket halindeyken gelen bir emirle, bağlı alaylardan biri, Altıntaş mevkiindeki mevzilerin işgali için ayrılır.


Halil Ataman'ın da dâhil olduğu bu 94. Alay, Altıntaş mevkiinde kalır. 95 ve 96. Alay ise, Kophanlar doğrultusunda harekete geçer. 95. Alay cebri bir yürüyüş sonunda Kophanlar'a varır.


Gece yarısı yorgun bir halde mevzilere varan alay uykuya dalar. 95. Alay'ı takip eden Ruslar da bu durumdan yararlanır. Alay Kazak süva rilerinin kılıç darbeleriyle, yok edilir.


Halil Bey'in dâhil olduğu Alay ise, Kop Dağı eteklerinde ve Karasu Irmağı'nın sağ sahilinde Pınarkapı Kö yü’nün arkasındaki tepeleri, 26 Haziran'da günü tamamen ele geçirir.


Halil Bey'in bölüğü, köyün karşısındaki Karasu Vadisi içinde yer alan düzlükte mevzilenir. Ruslar ise köyün gerisindedirler ve doğu tarafındaki sırtları tutmuşlardır.


94. Alay komuta heyetinin Karasu mevkiindeki geçidi zayıf bir kuvvetle tutması, 32. Tümen'in yarısından çoğunun ölmesine ve 146 subayın esir düşmesine yol açar.


Tarih, 8 Ağustos 1916'dır. Yani bundan tam 90 yıl önce... Ruslara esir düşenler ara sında, Halil Bey de vardır.


Bu tarihten sonra da, Halil Ataman ve diğerleri için uzun ve zorlu bir esaret hayatı başlar: Sibirya'daki Kras nogorks Esir Kampı'na getirilirler ve burada, 3 Mart 1917'de başlayan esaret, 1921’ in 23 Şubat gününe ka dar, tam dört yıl sürer...




Halil Ataman’ın maceralı yaşamı


Niğde'nin Bor ilçesinde 1888'de doğan Halil Ataman, Bor Rüştiyesi'nin ardından Niğde'deki “Kör İsmail Medresesi”nde okur. Ancak medresenin kapatılmasıyla buradaki öğrenimi yarım kalır. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra medrese eğitimi yarım kalan öğrencilere tanınan “dışarıdan bitirme” sınavlarına katılan Ataman, girdiği sınavların üçünü başarıyla tamamlar. Ardından İstanbul'daki Kuzat Mektebi'ne (kadı yetiştirme okulu) girmeye karar veren Ataman, 3 Ağustos 1914'te ilan edilen seferberlik nedeniyle bu projesini gerçekleştiremez. Öğrenci olduğu için de, “İhtiyat Zabiti” yani yedek subay olarak askere alınır. Harbiye'deki eğitimin ardından gönüllü olarak Doğu Cephesi’ne gider. Halil Bey'in Nisan 1915'te başlayan Doğu Cephesi tanıklıkları, bundan tam doksan yıl öncesine, 8 Ağustos 1916'ya, Halil Ataman'ın Ruslara esir düşüp Sibirya'daki esir kamplarının yolunu tuttuğu güne kadar sürer, Halil Bey ve arkadaşları bu coğrafyada, 1917 Ekim Devrimi'ne de tanık olurlar. Rusya'daki esaret, 23 Şubat 1921'de, Ataman da dâhil olmak üzere, 1.030 esirin Vladivostok limanından onları İstanbul'a götürecek olan “Heymeymoro” adlı Japon gemisine bindirilmesiyle son bulur. Ama Ataman'ın İstanbul'a dönüş tarihi, 25 Haziran 1922'dir. Çünkü gemi, 5 Nisan 1921'de Yunanlılar tarafından Midilli önlerinde durdurulur ve Pire limanına çekilir. Bu durumda, Cemiyet-i Akvam da, Anadolu'da savaş sona erinceye kadar, geminin İtalya'nın Azinora Adası'na çekilmesine karar verir. Gemi, 13 Ekim 1921'de Azinora Adası'na gelir. Esirler bu adada 19 Haziran 1922 tarihine kadar kalırlar. 19 Haziran'da başlayan dönüş yolculuğu, 25 Haziran 1922'de İstanbul'da son bulur.












Kaynak: Ali ÖZUYAR / Popüler Tarih – 72.Sayı / Ağustos 2006


Hazırlayanlar : Tarihci http://www.tarihcininyeri.net/


merakediyorum grubu üyeleri merakediyorum@googlegroups.com


Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.


...
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delet" tuşuyla yok etmeyin.

0 yorum:

Yorum Gönder