Türklerin gizli tarihi

23 Ağustos 2014 Cumartesi

İberya'yı adım adım gezen Strabon :

"Kutsal burun da dahil olmak üzere batı sahillerine doğru TAQ nehrinin döküldüğü yere kadar İberya'nın batı taraflarının başlangıcıdır. Güneyde ise ANA nehrinin döküldüğü yere kadar, güney kısmının başlangıcıdır. Her iki nherin kaynağı doğudadır. Ama TAQ öteki nehirlerden daha büyüktür ve doğrudan batıya aktığı halde , ANA güneye dönerek vilayeti iki nehir arasındaki esas halk Keltlerdir. Ülkenin derinliklerinde KARPATAN, OREATAN ve VETTONLAR yaşarlar.... Bu eyaletten, kaynağını ANA ve TAQ nehirleri gibi aynı yerden alan BATIY nehri akar...."

"...Nehrin adına uygun olarak ülke BATİK olarak adlandırılmıştır. Halk ise ülkeye TURDETAN der. Halkı TUADETAN, bazılarını ise TURDUL olarak adlandırırlar. Bir kısım yazarlar onları bir halk , bir kısmı ise çeşitli halklar olarak gösterirler. Polibiy "TURDULLAR TURDENT'lerin kuzey komşusudur, ama şimdi onların arasında hiçbir fark bulamazsınız", diye yazar. TURDENT'ler kendilerini İberya halkları arasında en kültürlü halk olarak sayarlar. Onların alfabesi vardır, kanunları vardır ve kendi boylarının adına manzum hikayeli şiirler yazarlar. (kendilerinin dediği gibi yazılarının altı bin yıllık bir geçmişi vardır.) ...Başka İberya halkları da yazıyı bilirler, ama onların harfleri arklıdır, çünkü onların dilleri ayrıdır."

Strbon 3.kitabında İberya'dan başlamıştır. Şaşırtıcı olsada, yukarıda tercümesini verdiğimiz metinde, Türk toponim, hidronim ve etnonimleri yeteri kadar boldur.

Belki de ,coğrafyanın yazarı Strabon Türk'tür (!)

Yahutta, coğrafyayı Rusçaya çeviren Q.A.Stratanovski Türk'tür (!)

Bu eser, eski Yunan dilinden, çağdaş Rus diline çevrilirken bilerek ya da bilmeyerek bir çok hata yapıldığını, bir hayli tahrife uğradığını gözden ırak tutmuyoruz.

Ama, belge, belge olarak kalır. Bu eserde, yeteri kadar Türk toponim, hidronim ve etnonimleri vardır ve bunları artık tarihten silmek mümkün değildir.

"...İberyalıların bu körfez vilayetinde BASTETAN adını taşıyan (onlar BASTUL da derler) KALPA dağı vardır....Eğer iç denizden dış tarafa doğru yüzersen, bu dağ sağda kalır, ondan kırk stadiya uzakta KALPA şehri kurulmuştur....

.....Bunlardan daha güçlü ve şöhretlisi ise esası Marsel tarafından yapılmuş KORDUB'tur.....

....İberyalı Keltler arasında KONİSTURQ liman şehirleri arasında ise daha meşhuru ASTA şehridir....

...Her halde tabiatı seven insanlar...Bu yerlerde kendileri için şehirler ve başka yaşayış mıntıkaları kurmuşlar. Bu şehirler listesine şunlar dahildir : ASTA, NABRİSSA, ONOBA, OSSONOBA, MEANOBA ve başkaları....

...SALAS sakinleri gizemli ve zarif parçalar hazırlıyorlar...."

Türk Boylarının birinin adı BASMAL idi....
Eski SSCB'de KALPA adında Türk Boyları vardı....
ASTA....."yavaş", "sükünet", "sessizlik", "giriş kapısı" anlamları vardır.
Azerbaycan'ın güney bölgesinde ülkeye girilen yerde ASTARA şehri vardır.
Kazakistan'nın başkenti ASTANA gibi....

Strabon liman şehirleri arasında en meşhur olanın ASTA olduğunu yazar. Eyalete ya da ülkeye giriş buradan olur. Her halde milattan önce, şindiki İspanya toprakları üzerinde ASTA diye bir şehrin olması ve şimdiye kadar aynı anlamlı olarak bu sözün çağdaş türk dillerinde korunması, gerçekte çok önemli husuları haber vermektedir. Bu söz için başka bir ihtimal de göz ardı etmemek gerekir diye düşünüyorum. Bu şehrin adı AS/AZ boyundan da alınmış olabilir.

AZ/AS boyu hakkında Prof.Firudin Ağasıoğlu şunları yazar:

" Azerbaycan ülke adının kökündeki Azer boy adının ortaya çıkmasının esas özeği olan bu AZ boyu, Türk etnosu içindeki bir çok boydan biridir. AZİYA/ASİYA adındaki paralellik gibi AZ etnoniminin AS varyantı yaygın olarak kullanılmıştır. Bunun böyle yayılmasının sebebi AZ/AS boylarının zamanında eski Azerbaycan'dan Batı, Kuzey ve Doğu yönlerine yaptıkları göçlerle ilgilidir. Üç-Dört bin yıldır ki, bu boylar, tarihi kaynaklarda adı geçen boylardandır."

AS boylarının Troya (Truva) dan Avrupa ve İskandinavya'ya göçleri hakkında "Küçük Edda" abidesi de yeteri kadar bilgi vermektedir. Hatta orada , ASLAR Troya'daki (TUROBA) adetleri TÜRKEL, ANAR, ATLI gibi şahıs adlarını ve diğer toponimleri kendileri ile birlikte Avrupa'ya getirdikleri kaydedilmiştir.

Tarihen bilinir ki, OBA sözü sadece Türklerin kullandıkları bir sözdür ve Türklere aittir.

Bu günde bir çok Türk boyu tarafından aynen kullanılmaktadır.

ONONBA on sülalesinin bir yere toplanıp OBA kurması anlamındadır.

(On sülalelik oba) OSSONOBA, otuz sülalenin bir yere toplanıp OBA kurması anlamını taşır.

Şehirlerin adlarının böyle sıralanması bir daha gösterir ki, sülalerinin sayılarına göre şehirlere, şehri kuran sülalelerin sayısına göre isim verilmiştir.

MENOBA bir sülalenin kurduğu şehir anlamına gelir.

SALAS , SAL+AS sözlerinden yapılmış birleşik sözdür. Sal sözüne, hem boy adında, hem yer adında, hem de maişet eşyaları arasında rastlamak mümkündür. Dede Korkut Hikayelerinden tanıdığımız Kazan hanın kabilesi SALUR olarak adlanmıştır.

Burada bizim esas iddia ve düşüncelerimiz adeta ispatlamaktadır. Şöyle ki "Türklerin doğuya ve batıya göçleri sadece Anadolu ve Azerbaycan topraklarından başlamıştır. Bu topraklardan Avrupa'ya göç başlamış ve henüz yerleşik hayata geçmemiş Avrupa'da yer, şehir, şahıs ve nhirlere Türk adları verilmiştir.

KON+İS+TURQ birleşik bir sözdür. KON eski Türklerde yer, mesken ifade eder.

"ErgeneKON yurdun adı, Börteçine kurdun adı."

Strabon "..ibera kıvrımı ile deniz arasında...birinci şehir TARRAKON'dur...." diye yazar....

Burada geçen TARRAKON sözünün anlamı TÜRK'ÜN MEKANI-YERİ olabilir. Çünkü , dünyanın bütün Türkologları TÜRK sözcüğünün TARRAKON sözünün birinci hecesi olan TAR sözünden ortaya çıktığına asla şüphe etmiyorlar.

Mesela büyük Türkolog N.Y.Marr "Türk teriminin TAR-HAN sözünden" ortaya çıktığını yazıyor. Bu hiç de tesadüf değil, çünkü bu söz boylar arasındaki boy üstünlüğünü bildirir ve hatta o boyu kutsallaştırır ve Tanrı ile eş değer tutardı.

Bununla ilgili Kononov şunları yazar:

"Bu alıntıda dikkati daha çok N.Y.Marr'ın açıkladığı Türk terimine yöneltmek istiyorum. O "Türk" terimini başka özellikleri ile birlikte kutsallığa beraber seçilmişlerlere ait sayar."

Bizim düşündüklerimizi F.Ağasıoğlu'da onaylıyor. o "Protoazerlerin (birlikte prototürklerin) kökenine ışık veren teonimlerden biri de hiç şüphe yoktur ki, TAR/TUR alamorfu ile kullanılan Tar sözüdür ki, bu da sonralar Türk sözünün ortaya çıkmasını sağlamıştır. Azer diyalektlerinde bugün de tarı sözü "Allah" anlamında kullanılmaktadır."

Sonralar TAR/TUR terimini çeşitli toponim ve etnonim, buna benzer adlarda buluruz. Mesela Uygurlara TARANCI da diyorlar. Tatar sözü "TARLIK TATARLARI" sözü ile birlikte de kullanılır.

Etrüsklerin ulu atalarının TARKAN adını taşımasını da unutmamalıyız.

Unutmayalım ki Heredot İskitlerin (Sakların) ulu atalarını TARGİTAY olarak adlandırır.

O tarih kitabında şunları yazar: "Bir zamanlar henüz yerleşik hayata geçmemiş bu insanların ilk sakini TARGİTAY adında bir insan olmuştur. İskitlerin dediğine göre TARGİTAY'ın babası Zeus, annesi Borifen nehrinin kızıdır. (İskitler ısrar etseler de ben buna inanmadım) Böyle bir nesli olan TARGİTAY'ın üç oğlu varmış...."

Göründüğü gibi, ünlü Türkolog N.Y.Marr , TAR/TUR terimini nasıl kutsallaştırıyor Tanrı'ya bağlıyorsa, Heredot'da TARGİTAY'ın Zeus'un oğlu olduğunu , inanmasa da, yazıyor.

Çağdaş Türkiye ve Azerbaycan lehçelerinde şu anda da başlangıçı TAR / TUR olan bir çok söz bulunmaktadır.

Strabon'un İberya'da gösterdiği TARRAKON şehri TAR/TOR terimi ile sıkı sıkıya ilişkilidir. Türk ya da kutsal yer gibi anlaşılır ve yalnız TAR sözüne Türk dilleri tarafından yaklaştığımız zaman bu sözün anlamını anlamak mümkün olur.

.....

Milattan önce üç binlerde rastlanan "Turukku" sözüne gerçekte Rus ve Avrupalı alimler bilerek değer vermemiş ve bunu görmezden gelmek istemişler.

Oldukça garip ama, gerçek bu! Bu gerçeğe rağmen , rus Türkologları başka sözlerin köküne her zaman ciddi bir şekilde bakmışlar, bu sözün kökünden ortaya çıkan diğer sözlere ciddi görüş bildirmişler, fakat Akat alfabesi ve dili ile yazılan bu "turukku" sözünün üzerinden geçip gitmişler, inceleme gereği bile duymamışlar.

Neden böyle yapmışlar?

Cevabı çok basittir.

Turukku sözünün kökünde "tur-" , daha öncesinde ise "tar-" sözü vardır.

Bütün dünya alimleri "tur ve tar" sözlerinin Türk milletine ait olduklarını yazmışlar.

Durum böyle olunca "turukki" lerin beş bin yıl önce Doğu anadolu ve Azerbaycan'da prototürkler olarak yaşadıklarını nasıl yazacaklardı?

Çünkü, bunlar herkese "Türklerin batıya gelmeleri 7.- 9.yüzyıldadır" ,diye zorla kabul ettirmişlerdi.

Olmuyor sayın tarihçiler, olmuyor!

Eğer Türkler batıya 7. - 9. yüzyıllarda gelmişlerse, o zaman bizim ecdadımız sayılan ve prototürk kabul edilen Qutiler , Lulubeyler, Kimmerler, İskit ve Sakalar, Hunlar, Bulgar ve Avarlar, daha adlarını sayamadığımız onlarca boylar beş, dört, üç bin yıl önce Avrupa'da ne geziyorlardı?

Yunus OĞUZ - Bahtiyar TUNCAY (Azerbaycan)
Türklerin Gizli Tarihi
Aktaran: Hüseyin ADIGÜZEL



Moğolistan'da yeni bulunan Türk yazıtları

8 Ağustos 2014 Cuma




Moğol İlimler Akademisi ve Japon Osaka Üniversitesi işbirliği ile Moğolistan’da işbirliği yürütülen kazılarda 8. yüzyıla ait yeni Türkçe yazılı tamgalı 2 taş kitabe buldu. Kitabelerin biri 4 metre, diğeri üç metre uzunluğunda, ve bulunduğu yer başkent Ulanbatur’un 450 km doğusunda (Kore istikametine doğru). Kitabelerin üzerinde toplam 20 dize ve 2,832 Türkçe tamga harfi bulunmakta.








KAYNAK: http://www.infomongolia.com/ct/ci/6162



Türk Oturuş biçimi: Bağdaş

6 Ağustos 2014 Çarşamba


Yeniçeri ve Türk Kadını, Bellini'ye ait çizimler. Ve Türk Oturuş biçimi Bağdaş..Gentile Bellini (1429-1507)

(Nuray Bilgili)



DİVANI LUGAT-İT TÜRK'TE AKRABALIK BİLDİREN SÖZLER

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Hem kan, hem de evlilik yoluyla, çeşitli şekillerde insanların birbirlerine yakın olması durumuna, genel olarak akrabalık denir. Biz Türklerin, sosyal hayatlarının gelişmesinde ise, akrabalığın büyük önemi vardır. İnsanoğlunun yaradılışını şöyle bir düşünecek olursak; bir ana ve babadan tek başımıza dünyaya gelirken, zaman içinde ailemizin büyüdüğünü (kardeş, amca, dayı, hala, teyze vs. gibi çok yakın akrabalar), özellikle evlilikler yolu ile de akrabalarımızın sayısının arttığını görürüz (kayın-ata, kayın-ana, baldız, kayın-birader vs. gibi). Sosyal bir cemiyet olan aileler ve akrabalar arasında da kurulmuş olan bağlar, Türk toplum hayatının çok güçlü olmasının en önemli sebeplerindendir. Tarih bize göstermiştir ki, aile yapısı ve ahlaki meziyetleri üstün olan milletlerin tarihten silinip atılması mümkün değildir. Birer birer ele aldığımızda sağlam temellerle kurulmuş Türk ailesinin, Türk devlet yapısına da tesir ettiği muhakkaktır.

Sosyologlar tarafından devletin en küçük modeli olarak kabul edilen aile ve buna bağlı olarak akrabalık ilişkilerinin Türklerde son derece önemli olması itibarıyla, bu sosyal müessesenin fertlerinin yakınlığı derecesinde de isimlendirmeler çok zengin görülmektedir. Eski Türkçede “aile, kabile, hısım, akraba” manasına oguş kelimesinin kullanıldığı söylenmektedirı. Üç değişik kitabede “oguş” kelimesine tesadüf etmekteyiz. Bunlar Uyuk-Orzak ID Yazıtı, Köl Tigin ve Bilge Kagan yazıtlarıdır. Bilinen ilk yazılı belgelerimizden olan Kök Türkçe yazılı kaynaklardan başlamak üzere, akrabalık adları hususunda çeşitli eserlerde pekçok kelime tesbit edebiliyoruz. Türk kültürününvazgeçilmez bu eserlerinden biri de Divanü Lügat-it-Türk’dür. Bu şaheserde, biz aşağı-yukarı altmışa yakın kelime tesbit ettik. Bunların pekçoğu da şu veya bu Türk lehçesinde çok az değişikliklere uğrayarak yaşamaktadır. Aşağıda bu akrabalık terimlerini göstermeye çalışacağız:

Aba ..Apa: ”Ana” anasına gelmekte olup, aşağı-yukarı bütün Türk lehçelerinde görülür. Bununla beraber “abla” manası da vardır.

Eçü-Apa : “ata, ced” denmektedir.

Fakat “eçi” veya “eçü”nün, “eçe” yahut da “ece” ile aynılığını kabul edecek olursak, burada bir dişilik anlamının olması söz konusudur. O zaman “ata, ced” olarak manalandırılan eçü-apa deyimi, bütün ölmüş erkek ve kadın ataları ifade ediyor olmalıdır.

Açık: ”Büyük kardeş. Kara-Hanlılar büyük kardeşi “açıkım” diye çağırırlar” demektedir,

Ana: ”Ana, anne”

Aştal: Kaşgarlı Mahmud, “insanın en son çocuğuna aştal oğul denir” diyor. Mesela Kırgız Türkçesinde “astalamak” fıili var ve “yavaşlık, ahestelik, ihtiyat” manalarına gelmektedir. Belki bununla bir irtibatı olabilir. Çünkü insanın son çocuğu, genellikle yaşının olgunlaştığı, hal ve hareketlerinin yavaşladığı zamana denk gelir.

Eze : Teyze demektir.

Avurta: Kaşgarlı Mahmud bu kelimeyi “süt nine” manasına kullanmıştır. Clauson da bu hususta; “ebe, süt nine” demektedir ve bu kelimenin yabancı menşeili (farsça) olabileceği görüşündedir.

Baldır: “Üveyoğul ve üvey kız” demektir . Çok ender kullanılan bir kelimedir.

Baldız:“Bir adamın karısının küçük kız kardeşi” için böyle denir.

Beg: “Karının kocası”. Kaşgarlı Mahmud bu terim hususun da bildiğimiz unvan olan beg ile bir benzeştirme yapmıştır ki, “evinde bege benzediği için böyle denmiştir” diyor.

Çıkan: “Yigen, hala veya teyze oğlu”

Dede: “Baba” manasına kullanllmıştır. Abil Hayyan “ced, büyük baba, derken; Clauson Kaşgarlı’ya dayanarak, kelimenin orijinalinin baba olduğunu, daha sonra “büyük baba” manasını aldığını söyler.

Emikdeş: “Bir memeden emen iki çocuğa derler. Emmekte arkadaş anlamındadır. Kazak Türkçesinde “emşektes” ismi vardır ki, “bir anneden doğmuş, bir meme emmiş kimsedir. Belki bunu süt kardeş olarak alabiliriz.

İçi: Kaşgarlı Mahmud bu hususta, “yaşça büyük olan erkek kardeş” demektedir.

İkkiz: “İkkiz oğlan=ikiz çocuk, Aşağı-yukarı bütün Türk lehçelerinde kullanılan terimi, bazan “ekiz” şeklinde de görmekteyiz.

İni: Divanü Lügat-it-Türk’ün I.cildinde “yaşça küçük kardeş, III. cildinde “kocanın küçük erkek kardaşı, şeklinde geçmektedir.

Kazak Türkçesinde “aynı ana babadan olan kardeş,manasında açıklanan ini kelimesi,

Saha Türkçesinde “amca-zade, yeğen” şeklinde ifade edilmektedir.

İni aynı zamanda, Kapgan Kagan’ın küçük oğlu ini İl Kagan’ın unvanında da görülür.

Kadaş~kadhaş~kadaşlık: ”kardeşlik, hısımlık, akraba, kardeş gibi yakın olan,demektir. Kök Türkçe yazıtlarda karşımıza ençok çıkan akrabalık terimlerinden birisi de kadaştır. Sanırız “arkadaş” kelimesi de bu tenmIe bağlantılı olmalıdır.

Kadın: Kayın, dünür, hısım. Kıpçaklar bunu -z ile söylerler.

Şu ata sözünde de geçer: Kadaş temiş kaymaduk, kadhın temiş kaymış (Kardeş demiş tınmamış, kayın demiş iltifat etmiş). Bu ata sözü hısımlar içerisinde kayınlara saygı ile emrolunduğu zaman söylenir” diyor, Kaşgarlı Mahmud. Genel olarak günümüz Türkçesinde “kayın” olarak karşımıza çıkan bu kelime, “koca yahut karı tarafından akraba” manas ına gelmekle beraber; kayınata, kayınana, kayınbirader, kayınbike (baldız), kayınsinli (görümce), kayıcurt (hanımın sülalesi) gibi söyleyişleri vardır.

Kadnagun: ”Kadın kadnagun= kayın, kayınbabalar; güveyiler ıçın söylenir. Ardarda, kadın kadnagun denir”. Belki kayın mayın gibi.

Kangdaş: Bunun için Kaşgarlı, “kangdaş kadaş= babaları bir olan kardeşler.

Kangsık: “Kangsık ata (üvey baba), kangsık ogul (üvey oğul)” . Görüleceği üzere kangsık kelimesi üveyliği göstermektedir.

Kap: Bu kelime için Kaşgarlı Mahmud; “eğreti olarak hısım”

Karındaş: Kaşgarlı Mahmud, “bir anadan doğmuş iki çocuğa karındaş denir. Çünkü karın kelimesine -daş edatı eklenince, ‘bir karında beraber bulunmuş’ demek olur”, diyor . Bu terim günümüz Kazak Türkçesinde “kız kardeş” yerine kullanılmaktadır. Bunun yanısıra Kırgız Türkçesinde “erkek kardeş tarafından yeğen”e de bu ad verilmektedir.

Kelin: ”Gelin”

Öz: ”Öz kişi (hısım olan kişi)”.

Kis: ”Karı. Erkeğin eşi

Küdegü: “Güveyi”. Bugün bu kelimenin yerini “damat” kelimesi almış gibidir.

Kükü: Divanü Lııgat-it-Türk’de, “Küküy de denir, doğrusu da budur,,61 şeklinde açıklanan bu terimin yerini, bugün genellikle hala almıştır.

Namıca: ”Kadının kız kardeşinin kocası. Bacanak”. Bu terim Türkçe olmasa gerek.

Ogul: ”Çocuk. Çoğulu oglan”. Bu kelimeleri Kök Türk ve Uygur dönemlerinde şahıs adı olarak da görmemiz mümkündür. Mesela; “Oglan Çor, Otuz Oglan”,”Ogul Bars” ,”Ogul Tarkan”.

Ögey: ”Ögey ata (üvey baba). Bunun gibi ögey ogul, ögey kız da denir.

Singil: “Erkeğin (kocanın) küçük kız kardeşi” şeklinde Kaşgarlı Mahmud tarafından izah edilen bu terim eski Türkçede genellikle küçük kızkardeş yerine kullanılır.

Tagay: “Dayı”.Kırgız Türkleri dayıya “taga” demektedirler.

Tugsak: “Dul kadın”. çoğu kere “tul tugsak” diye kullanılır.

Tul: “Dul. Tul uragut (dul kadın)”.

Bu hususta Kaşgarlı Mahmud şöyle bir örnek de vermektedir: “Yavlak tıllıg begden kerü yalıngus tul yeg (Kötü dilli kocadan yalnız dul daha iyidir)”. Bu terime Kök Türkçe yazılı belgelerde de rastlıyoruz. Mesela; ” …kuyda kunçuyum tul yıta esizimen”. Dul kelimesini Yudahin “kadının ölen kocasının tasviri olup, yatağının üzerine asılırdı” diye açıklamaktadır. Bu İslamiyet öncesi gelenek Kazak Türkleri arasında da yaygındi. Eskiden evin bir köşesinde ölünün sembolik olarak bir kuklası bulunurdu. Ölünün ayakkabılarından, silah ve börküne kadar bütün elbiseleri kullanılır ve bir eyerin üzerine oturtulurdu. Kışlaktan yaylaya veya yayladan kışlağa göç ederken bu kukla için bir at yedeklenirdi. Bu kuklaya Kazak Türklerinde “tuI” adı verildiği söylenmektedir.

Tutuncu: ”Tutuncu ogul (evlatlığa alınmış çocuk)”.

Kırgız Türkçesinde ‘kendi çocuğu gibi tutmak” manasına gelmektedir.

Tüngür: ”Dünür. Karının hısımları. Bunlar karının anası, babası ve kardaşı gibi kimselerdir.

Çagatayca lügatte de bir tüngür kelimesi geçmekte ve “peri, umacı, cin” şeklinde manalandırılmaktadır ki, evlilik. yoluyla meydana gelen bu akrabalık terimiyle alakası olup, olmadığını bilemiyoruz.

Türkün: “Oymakların, hısımların toplandığı yer. Ana, baba evi”.

Uragut: ”Avrat, kadın”.

Un: ”Erkek evlat. Un oglan (erkek çocuk)”.

Urug: ”Tane. Tohuma da urug denir”. Kaşgarlı Mahmut, “Buna benzetilerek hısımlara da urug-turug denir” şeklinde bir açıklama yapmaktadır.

Yufga: ”Ogulluk, oğulluğa alınmış”.

Yurç: ”Karının küçük erkek kardeşi, küçük kayın.

Kocanın küçük kardeşiyle, karının küçük kardeşi ayırt edilir. Kocanın küçük kardeşine ini, yaşça büyük olursa içi denir. Kocanın kendinden küçük kız kardeşine singil, büyük olursa kız kardeşine eke derler. Karının kendinden küçük olan kız kardeşine baldız, büyük olan kız ,kardeşine eke denir”.

İşiler: ”Kadın, hanım demektir. Aslı işilerdir. Bu kelime çoğuldur, tekil olarak da kullanılır.”

Türkçenin Diriliş Hareketi

www.suatozer.com
www.yalcinmihci.com
Kaynak: Prof.Dr. Saadettin GÖMEÇ

MEKSİKA’NIN METRO KAZISINDA ÇIKAN BİNLERCE YILLIK “12 HAYVANLI” TÜRK TAKVİMİ "


Bu muazzam taş eser 1481′de Aztekler tarafından yapılmış ve 1790 da metro kazısında ortaya çıkarılmıştır. 24 ton ağırlığındaki bu takvim vaktiyle Aztek ana tapınağının en tepesinde dururmuş. Yılların hayvan adlarıyla gösterildiği bu takvim Azteklerden önce Toltek ve Maya’larca da benimsenmiş. Tahminen M.Ö 353 yılında da Maya’lardan Olmek’lere geçmiş.

12 Hayvanlı Türk Takvimi, 12 yılın 5 katı olan 60 yıllık devreleri ile Kök Türkler’de, Uygur Türkleri’n de, Tuna-Bulgar Türkleri’n de, İtil-Bulgar Türkleri’n de ve daha önceleri de büyük ihtimalle Hun Türkleri’nde kullanılmış olup, Türkler arasında çok yaygın bir sistem olmuştur. Kök Türk yazıtları, Uygur kitap ve hukuk belgeleri, Tuna Bulgarları’nın yazıtları, Bulgar Hakanları Listesi bu takvimle tarihlendirilmiştir. Hatta, Manas Destanı’ndaki bazı olaylar bile “12 Hayvanlı Türk Takvimi” ile tarihlendirilmiştir.


Türk Takvimi’n de bir gün 12 bölüme ayrılır, her bölüme ‘Çağ’ adı verilir.
Bir çağ iki saat, dolayısıyla bir gün de 24 saattir. Her bir çağ ise sekiz ‘Keh’ten ibarettir. Yılbaşı olarak gece-gündüz eşitliğinin yaşandığı 21 mart, Nevruz günü alınır. (21 Mart Kızılderili kültüründe de senenin başlangıcıdır.) 12 Hayvanlı takvim Çinlilerde olmakla birlikte en eski şekli Türklerde bulunduğundan, bizden onlara Türk kökenli Su-Çu hanedanlığı sırasında geçtiği tahmin edilmektedir.

Edouard Chavannes’in “Le Cycle turc des Douze Animaux [12 Hayvanlı Türk Takvimi]“, adlı araştırmasına göre Asya’da kullanılan 12 Hayvanlı takvim Türklere ait bir takvim sistemi idi ve Çinliler bu takvimi Türklerden almışlardı. Chavannes bu yüzden de araştırmasının adını 12 Hayvanlı Türk Takvimi koymuştur.

Meksika tarihinin klasik eserlerini yazan W.H.Prescott, 1874′de Maya ve Aztek takvimlerini incelerken, menşesini Tatar Türklerine bağladıktan sonra şu açıklamada bulunmuştur:

” Asya’daki 12 hayvanın 4 tanesi Azteklerdekinin tıpa tıp aynısıdır. 3 tanesi çok benzer, fakat Asya-Amerika farkıyla ilgili hafif değiştirmeler olmuş; Aztekler de 5 bölüm ise boş bırakılmıştır. Bunların Türklerin bildiği fakat Meksika’da bulunmayan hayvanlardır. Bu kadar benzerlik hayal edilemezdi. Bir de hayvan – yıl sıralamasının aynen Türk takvimindeki gibi gittiğini de eklersek tesadüf olasılığı ortadan kalkar.”





Çavuş oku

29 Haziran 2014 Pazar


Çavuş oku nam-ı diğer "Islık Çalan OK"

Çavuş oku tarihte Türkler tarafından kullanılmış bir ok çeşididir. Öldürme amaçlı olmayan çavuş oku çıkardığı sesle askerlere nereye yüklenileceğini göstermek ve düşmanın moralini bozmak amacıyla kullanılır. Okun temreni üzerinde delikler açılmıştır; ve ok fırlatıldığında delikten hızla geçen hava tiz bir ses çıkarır. Bu nedenle çavuş okuna ıslık çalan ok, ıslıklı ok veya vızlayan ok da denir.

Çin tarih kaynaklarında aktarıldığı üzere çavuş okunun mucidi bizzat Mete Han'dır. MÖ 209'da kendi ordusunu eğitmeye başlayan Mete Han, ıslıklı bir ok yapıp bu oku nereye atarsa, askerlerinin de kendisini takip etmesini istemiştir. Baideng'de Çinlileri kıstıran Hun ordusunda bu oklardan yüzlercesinin bulunduğu düşünülmektedir.

Osmanlı ordusunda çavuş oku daha çok talimat verme amacıyla kullanılmıştır. Ok ancak kıdemli komutanlara (çavuşlara) tahsis edilmiş, onlar da okun sesini kullanarak askerleri yönlendirmiştir.

Kaynaklar:
Türk Mitolojisi, I.Cilt, Bahaeddin Ögel, 4.baskı, sayfa:8
Hunlar, Gumilev. Bölüm 5 :Islık Çalan Oklar

Türkçe'nin soy ağacı

21 Mayıs 2014 Çarşamba
Türkçe lehçelerinin tarihte ayrışımlarını gösterir yabancı kaynaklı soy ağacı şeması